‘Fizik-Kimya-Biyoloji’ kategorisi için Arşiv

Asitler Ve Bazların kullanım alanları

Pazartesi, 04 Mayıs 2009

Asitler Ve Bazlar

I. I. BAZLAR
I. I. A. BAZIN TANIMI, BULUNUŞU, ELDESİ VE ÖZELLİKLERİ
Baz kavramı, her zaman, asit kavramına bağlı kalmıştır. Baz, asidin karşıtıdır; ama baz olmadan hiçbir asit tepkimesi gerçekleşemez. Bazların asitlerle tepkimeye girmesiyle, gene önemli bir bileşik sınıfı olan tuzlar ve su oluşur. Bu bir nötrleşme (yansızlaşma) tepkimesidir; çünkü tepkime ürünü olan tuz artık ne asit, ne de baz özelliği taşıyan nötr ya da yansız bir bileşiktir.

1887’de Svante Arrhenius, sulu bir çözeltide iyonun var olduğu kuramını açıklarken, asit çözeltilerinin H + iyonları, baz çözeltilerinin de OH – iyonları içerdiğini belirtmişti.1923’te Brönsted ve Lowry birbirlerinden bağımsız olarak, ama, aynı zamanda, daha genel bir tanım önerdiler: Asit, kimyasal tepkime sırasında, her zaman, bir proton vermeye elverişliyse, baz da bu protonun alıcısıdır. Bir maddenin baz olabilmesi için protonu “bağlayacak”, her hangi bir kimyasal bağda kullanılmamış bir elektron çifti taşıması gerekmektedir. Ama, yitirilecek protonu olduğu sürece asit olan madde, bu protonu yitirdiği an baza dönüşür. Gerçekten, protonunu yitiren asitte bir elektron çifti kalır. Asit – baz tepkimesi kavramına, “asit- baz çifti” ya da “aside eşlenik baz kavramı” eklenir. Böylece asetik asit (CH 3 – COOH), asetat iyonunu (CH 3 – COO) ya da eşlenik bazlarını karşılar. Amonyak (NH 3 ) da, NH 4 + asidinin karşıladığı bazdır.

NH 3 + H 2 O D NH 4 + + OH -

Baz bir molekül (CH 3 – NH 2 ya da metilamin ), ya da OH – , CH 3 – COO – gibi bir anyon olabilir. Bu asit- baz tepkimeleri, proton aktarımlarına dönüşürler. 1938’te, Lewis bu kuramı, asidin, bazın verdiği elektron çiftinin alıcısı olduğunu belirterek genelleştirmiştir. Bu durumda bir kovalans bağ oluşur. Ama bu sonuncu tanım, Brönsted’in baz tanımına yeni bir şey eklemez.

ASİT – BAZ TEPKİMESİ (BRÖNSTED)

B + AH u BH + A
baz asit asit baz

Bazlar genel olarak molekülünde bir hidroksil grubu (OH ) ile en az bir metal atomu bulunan bileşikler olarak tanımlar; bu nedenle kimyasal açıdan metal hidroksitleri sayılır. Bunların çoğu suda çözünmeyen katı bileşiklerdir. Oysa bazıları, örneğin metal atomları içermeyen amonyağın (NH 3 ) ve sodyum, potasyum gibi alkali metallerin hidroksitleri suda kolayca çözünür. Sanayi açısından büyük bir önem taşıyan bu bazlara alkaliler denir. Alkali terimi , “kül” anlamındaki Arapça bir sözcükten türetilmiştir. Çünkü bu bileşikler eskiden odun ve bitki küllerinden elde edilirdi. Gerçekten de alkalilerin küllü suyu andıran kendine özgü, acımsı bir tadı vardır. Bu çözeltiler deriye kaygan bir izlenim bırakır ve baz belirteci olarak kullanılan kırmızı turnusol kağıdının rengini maviye dönüştürür.

Kostik (yakıcı) alkali denen en kuvvetli bazlar, büyük bir dikkatle ve sakınılarak kullanılması gereken çok tehlikeli maddelerdir. İnsanın üzerine sıçradığında giysilerini parçalayan ve derisini ateş ve kaynar su gibi yakan bu maddelerin kazayla yutulması da yemek borusunun ve midenin delinmesiyle, hatta ölümle sonuçlanan ağır yanıklara yol açar. Sanayide çok önemli uygulamaları olan bu bileşikler arasında en çok kullanılanları sodyum hidroksit (sudkostik ) potasyum hidroksit (potas kostik) kalsiyum hidroksit (sönmüş kireç ) ve amonyum hidroksittir. (amonyaklı su)
En önemli alkalilerden biri olan sudkostik beyaz renkli bir bileşiktir. Ya ince levha ve çubuklar halinde katı olarak ya da suda eritilerek sıvı halde satışa sunulur. Sabun yapımında ve reyon denilen yapay ipekli kumaşların üretiminde çok önemli bir ham madde olan sudkostik, ayrıca pamuk ipliklerine sağlamlık ve parlaklık kazandırmak amacıyla pamuklu dokuma sanayisinde de kullanılır.
Potaskostiğin sanayideki en önemli kullanım alanı arap sabunu ve öbür temizlik maddelerinin üretimidir. Sönmüş kireçten inşaat sanayisinde sıva, çimento ve badana yapımında, ayrıca asitli toprakları nötrleştirmek için tarımda yararlanılır. Yaygın ama yanlış bir adlandırmayla kısaca amonyak olarak bilinen amonyaklı su evlerde en çok kullanılan temizlik maddelerinden biridir. Bütün yağ ve kirleri çözen bu bileşik özellikle banyo küveti, lavabo ve cam temizleyicileri bileşimine katılır. Gene kısaca karbonat tozu olarak ya da karbonat olarak bilinen sodyum di karbonat oldukça zayıf bir alkalidir. Kabartma tozlarının ve bazı köpüklü içeceklerin yapımında kullanılır; midedeki fazla asidi giderdiği için mide yanmalarına ve arı sokmasından dolayı meydana gelen ağrıya karşı etkilidir.
Dünyanın bir çok yerinde, özellikle ABD’nin batısında alkali topraklar denen geniş topraklar vardır. Bu bölgelerde çok az yağmur yağdığı için, çözünebilen tuzlar yağmur suyuna karışarak akıp gitmez ve alkaliler toprakta birikir. Alkali oranı çok yüksek olan topraklarda pek az bitki ve hayvanın yaşama şansı olduğundan, sonunda bu bölgeler çorak alanlara dönüşür.

NASIL HAZIRLANIRLAR?

Bazlar çeşitli yollarla hazırlanır. Bu yöntemlerin başlıcaları arasında, NaOH ve KOH için alkali klorürlerin elektroliz yoluyla ayrışmaları amonyağın (NH 3 )doğrudan bileşimi kireç ve barit için, suyla “söndürmeyle” süren karbonatların ısıl- bozulmaları (piroliz) sayılabilir.
Bazlar çeşitli alanlarda kullanılmalarının yanı sıra bir ortamın PH’ını yükseltir ve ester hidrolizi tepkimelerini sonuçlandırır.
I. II. ASİTLER
I. II. A. ASİTİN TANIMI, BULUNUŞU, ELDESİ VE ÖZELLİKLERİ
Kimyada turnusolün mavi rengini kırmızıya dönüştürme özelliği taşıyan hidrojenli bileşiklere “asit” denir. Ayrıca “asit” suda çözündüğünde H + iyonları veren hidrojenli kimyasal bir türdür. Asitler: kimi metallerle (örn:demir) tepkimeye girerek hidrojen açığa çıkarırlar; bazlarla tepkimeye girip, bileşimlerindeki hidrojenin, yerine maden alarak, tuzları meydana getirirler; bazı kimyasal tepkimeleri ise hızlandırırlar. (asit katalizi)
Sirke bir başka deyişle asetik asit, XIII.yy’da kadar bilinen tek asitti. Günümüzde kimya sanayisinin büyük bölümü, az sayıda asidin, (sözgelimi sülfürik, nitrik, asetik ve hidroklorik asitler ) üretime ya da kullanıma dayanır.

Eskiden tadı ekşi olan, suda eriyebilen, sodyum hidroksit (NaOH), potasyum hidroksit (KOH) gibi alkali özellik gösteren maddelere karıştırılınca, bu alkali özellikleri gideren, mavi turnusol kağıdının rengini kırmızıya çeviren her madde asit sayılırdı. Ancak, şapın ve daha birkaç maddenin asitlikle hiç ilgileri olmadığı halde aynı özellikleri taşıdıkları anlaşılınca bu sayılan özelliklerin asitleri tanımlamaya yeterli olmadığı anlaşıldı.
Fransız kimyager Antoine Laurent Lavoisier (1743-1794) elementlerin havada yanarak meydana getirdikleri oksitlerin, su ile birleşince, asitleri meydana getirdikleri sonucuna varmıştı. Örneğin; SO 2 +H 2 O H 2 SO 3 (sülfürüz asit) gibi. Dolayısıyla asitlerin özelliklerinin içlerindeki oksijenden ileri geldiği görünüşünü savunuyordu. Bunun sonucu olarak, oksijene gereğinden fazla önem vermişti. Gel gelelim, hidroklorik asit (HC1) ,v.b. gibi oksijensiz asitlerin varlığı ortaya çıkınca Lavoisier ‘nin kuramı da değerini yitirdi.; oksijenli asitler, “oksi asitler “ adı altında, ötekilerden ayırt edilmeye başlandı. Daha sonra İngiliz bilgini Humphrey Devy (1778 – 1829), asit özelliği gösteren maddelerdeki özelliklerin, içlerindeki oksijenden değil, hidrojenden ileri geldiğini öne sürdü. 1887’de Svante Arrhenius, asitlerin, bazların ve tuzların sudaki çözeltilerin elektriksel davranışlarını açıklamak için bir iyon ayrışması kuramı geliştirdi. Elektrolit adını verdiği maddeleri şöyle tanımladı: erimiş ya da suda çözünmüş bu maddeler, elektriği iletir ve elektrik onları ayrıştırır. Asitler H + iyonları veren elektrditlerdir; bazlarsa tersine OH – hidroksil iyonları oluşturur.
Asetik asit… (CH 3 COOH) molekülü koyu mavi küreler karbonu,açık mavi olanlar hidrojeni, pembeler ise oksijeni gösterir.
Çizim-1
Bir su molekülünün oluşumu güçlü asit ve zayıf asit
(çizim 2)
bir metalin çözünmesi (çizim-3)

8

Arrhenius kuramı, yalnızca sulu çözeltiler için geçerlidir. Oysa 1923’te Johannes Nicolaus Brönsted kullanılan çözücü ne olursa olsun H + iyonu rolünü açıklayan yeni bir tanım önermiştir. Brönsted’e göre asit, bir H + iyonu bırakmaya elverişli bir maddedir. Bazsa, söz konusu iyonu alan maddedir; dolaysıyla, eşlenik asit – baz çifti ortaya çıkar.

Asit D Baz + H +

Aynı yıl Gilbert Newton Lewis ( 1875 – 1946) yansızlaştırmayı, renkli ayıraçların tepkimelerini ve katalizi ölçüt alarak, asit özelliklerini gösteren bütün maddeleri bir küme içinde toplamaya ve elektron yapılarında ortak bir özellik bulmaya çalışmıştır. Asitler, bazların verdiği elektron çiftini alan ve ortak bir birleşme bağı oluşturan maddelerdir. Bütün Brönsted asitleri bu tanıma girer. ( H + ) iyonu bir elektron çifti alabilir, ama bu tanıma AlC 13 , SO 3 vb maddeleri de eklemek gerekir. Brönsted kuramı hidrojenli asitler için kullanılır, dolayısıyla Lewis asitleri söz konusudur.
Başlıca mineral asitler arasında nitrik asit ( HNO 3 ), sülfürik asit ( H 2 SO 4 ) ve hidroklorik asit (HCl) sayılabilir. İki H + iyonu açığa çıkarılabilen sülfürik asit, bir di asit oluşturur. Fosforik asitse (H 3 PO 4 ) bir triasittir, yani üç H + iyonu açığa çıkarır. Kimya sanayisinde büyük ölçüde üretilen ve tüketilen bu asitler, gübre ( nitratlar ve fosfatlar), plastik madde, boya, patlayıcı, parfüm, ilaç sanayisi ürünleri vb. üretiminde ya ham maddeyi ya da ara maddeyi oluştur. Organik asitler, organik kimyayı ilgilendirir ve en az bir karboksil kökü (-COOH) içerirler; aralarında, temel biyokimyasal, maddelerin bileşenlerini oluşturan aminoasitlerin ve yağ asitlerinin de yer alması nedeniyle, çok büyük önem taşırlar.

NASIL ELDE EDİLİR?

Hangi asit elde edilmek isteniyorsa, o asidin tuzu alınır; elde edilecek asitten daha az uçucu olan başka bir asitle işlenir. Örneğin;

NaCl + H 2 SO 4 NaHSO 4 + HCl

Her asidin kendine özgü elde ediliş yolları vardır. Asitler adlandırılırken, asitler ki esas elemanın sonuna “ik” eki eklenir; bunun yanında da asit kelimesi konur. Teknikte, kimyada en çok kullanılan başlıca asitler şunlardır;

ADI
FORMÜLÜ
TUZUN ADI
Hidroklorik asit
HCl
Klorür
Nitrik asit
HNO 3
Nitrat
Sülfürik asit
H 2 SO 4
Sülfat
Fosforik asit
H 2 PO 4
Fosfat
Karbonik asit
H 2 CO 3
Karbonat

Asitlerin başlıca özelliği; saf olmayan madenlerle alkalileri etkilemeleri, her ikisiyle birleşince de tuzları meydana getirmeleridir.
Bir asit molekülünde kaç hidrojen iyonu varsa ya da başka bir deyişle bir asitte metallerle yer değiştirme özelliği taşıyan kaç hidrojen bulunuyorsa, o asit o sayı kadar değerlidir. Bir değerli bir asit bir çeşit tuz iki değerli asit iki çeşit tuz, üç değerli asit üç çeşit tuz verebilir.

II.SÜLFÜRİK ASİT

II.I.A H 2 SO 4 ELDESİ
Arı sülfürik asit (H 2 SO 4 ) 10 o c’ta katılaşan renksiz, kokusuz kıvamlı bir sıvıdır. Formülü H 2 SO 4 olan sülfürik asit, ısıtıldığında, 290 o c’ta kaynamaya ve aynı sıcaklıkta da ayrışmaya başlar.
Sülfürik asit üretimi kimya sanayisinin en önemli işlemlerinden biridir ve iki ayrı metoda göre gerçekleştirilir. Sanayide, ya kontak metoduna göre hazırlanan SO 3 ‘den, yahut da kurşun odalar metoduna göre SO 2 ‘den hazırlanır.
Kontak metodu: yüksek gerilimli kutuplar arsına gönderilerek dumandan, özellikle AS 2 O 3 dumanından kurtarılan, SO 2 gazı oksijen ile karıştırılır ve sıcakta katalizörden geçilir:

2SO 2 + O 2 D 2SO 3 + 46kcal

katalizör dengenin konumunu değiştirmez., dengeye çabuk varılmasını sağlar. Katalizör olarak ince dağılmış platin (platinli asbest) kullanılabilir. Platin zamanla zehirlenerek etkisini kaybettiğinden ve pahalı olduğundan günümüzde yerini vanadyum pentaoksit ‘e ( V 2 O 5 ) bırakmıştır. İki yönlü olan bu eksoterm reaksiyon, sıcaklık derecesinin artırılması ile sola kayacağından (600 o de SO 3 ’ün %24’ünü SO 2 ’ye parçalanır.), soğukta ise yavaş yürüyeceğinden ortalama en uygun şart olarak, 400 o – 450 o de yapılır. Böylece SO 2 nin %98 i SO 3 haline geçer. İçinde SO 3 bulunan gaz karışımı suya gönderirse büyük bir sis tabakası dışarı yayılır, yani su, sülfürik asit çözeltisi haline gelmez. Kükürt trioksidin suya karşı çok düşkün olması ilk bakışta bağdaşmayan bu olayın nedeni şudur; suya girer girmez gaz kabarcığı içinde H 2 SO 4 damlacıkları oluşmuştur. Bunların kinetik hareketleri çok yavaştır, kabarcık içinin gaz fazından sıvı sınırına ulaşmadan atmosfere çıktıkları görülür. Bunun için kükürt trioksit H 2 SO 4 içine gönderilir. Burada gaz kabarcığı içinde SO 3 molekülleri vardır. Moleküllerin çok hızlı kinetik enerjileri dolayısıyla kükürt trioksidin çözünmesi yani
SO 3 + H 2 SO 4 H 2 S 2 O 7 reaksiyonu daha kabarcık atmosfere çıkmadan gerçekleşir ve dumanlı sülfürik asit denen %40 – 60’lık bir çözelti meydana gelir. Sonradan dumanlı sülfürik asit su ile seyreltilerek istenen konsantrasyonda sülfürik asit hazırlanır.
Kurşun odalar metodu (azot oksitleri yöntemi): Bu işlem kükürt dioksit gazının sulu ortamda havayla yükseltgenmesi ilkesine dayanır; tepkime, katalizör olarak kullanılan azot oksitlerle hızlandırılır.
SO 2 + ½ O 2 + H 2 O H 2 SO 4
Kükürt dioksit, azot oksit, hava ve su buharı birbirleri ile karşılaştıkları zaman özetle şu reaksiyonlar oluşur:
NO + ½ O 2 NO 2 ( gaz fazında )

SO 2 + NO 2 + H 2 O H 2 SO 4 + NO (başlıca sıvı bazda)
Görüldüğü gibi olay heterojendir. Fazlar arası yüzeyi geliştirmek için eskiden duvarları kurşun levhalarla kaplı büyük odalar gerekli sayılmıştı. Bugün ki modern fabrikalarda sıvı ve gaz fazlar durmadan karşılaştırılarak daha küçük hacimlere inilmiştir.
Odalarda yeteri kadar su buharı yoksa nitrozil bisülfat billurları ortaya çıkar, su eksikliği giderilince bu billurlar kaybolur:
2SO 2 + 3NO 2 + H 2 O 2[ HO – SO 2 – O ] – [ | N ≡ O | ] + +NO

2[HO – SO 2 – O ] [NO] + H 2 O 2H 2 SO 4 + NO 2 + NO

azot monoksit katalizördür, oksijen taşır, reaksiyon ortamına yeniden geri dönmesi Gay – Lussac ve Glover kuleleri ile sağlanır. İçi taşlarla dolu Gay – Lussac kulesinden kurşun odalarının gaz karışımı aşağıdan yukarıya, derişikçe sülfürik asit, yukarıdan aşağıya doğru geçirilir. Azot oksitler bu ters akımda sülfürik asitte, belki nitrozil bisülfat halinde çözünürler. Kulenin dibinde toplanan bu çözeltiye nitrozlu sülfürik asit denir. Glover kulesi kurşun odalardan önce yer alır. Nitrozlu sülfürik asit bir miktar odalar asidi ile karıştırıldıktan sonra Glover kulesinde yukarıdan aşağıya doğru aktarılır. Çok sıcak olan kükürt dioksit ve hava karışımı ters yönden gider ve azot oksitleri gaz fazına geçirir.
“Kurşun odalar” metodunda %60 – 70’lik sülfürik asit yapılır. Her hangi bir sülfürik asit çözeltisi distillenirse kaynama noktası %98’lik azeotropik karışımınkine varıncaya kadar artar. (338 o ) saf G 2 SO 4 1.84 gr/ml yoğunluğundadır, zayıf iletkendir., suda kolay çözünür, 10.5 o ’de donar, 340 o de bozunarak kaynar.

II. I. B. FABRİKA TEKNİKLERİNİN İNCELENMESİ
Fabrikalarda H 2 SO 4 kontak yöntemine göre elde edilir. Bu yöntem “oleum” denen daha derişik asitlerin elde edilmesini sağlar. Bu yöntemde kükürt dioksit gaz evresinde yükseltgenir.
SO 2 + ½ O 2 SO 3
Fabrikalarda,kontak yöntemine göre kükürt dioksitten sülfürik asit üretim şeması
Yüksek sıcaklıkta tersinir olan bu tepkimenin meydana gelen kükürt trioksidin ayrışmaması için orta sıcaklıkta ( 400-450 o c) gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun için vanadyum pentaoksitten yararlanılır. Bu yöntem genellikle iki aşamada uygulanır; birinci aşama, 550 o c’ta uygulanan hızlı bir tepkimeyi, ikinci aşama ise oluşan ürünlerin 450 o c ‘ta soğutulmasını (dönüşüm %80) kükürt dioksit kataliz borularına gönderilmeden önce tozlarından, özellikle katalizörü zehirleyen arsenik asit anhidriti (AS 2 O 3 ) gibi katışkı maddelerinden arındırılır. Meydana gelen kükürt trioksit buharları, 66B o ’lik sülfürik asit tarafından soğurulur ve böylece “oleum” elde edilir.

II.I. C. H 2 SO 4 ’İN KULLANIM ALANLARI

Sülfürik asit kimya sanayisinin temel bir ürünüdür. Öteki asitlerin çoğunun (hidroklorik asit, nitrik asit, fosforik asit vb.) pek çok sülfatın (sodyum sülfat, amonyum sülfat, demir sülfat, bakır sülfat, alüminyum sülfat)şap ve süper fosfatların yanı sıra ayrıca boyarmaddelerin, plastiklerin, patlayıcıların, parfümlerin, ilaçların ve yapay liflerin üretimi için gerekli olan sayısız organik ürünün elde edilmesinde kullanılır. Ayrıca istenmeyen maddeleri katran biçiminde özütleyerek ayırdığından özel benzinlerin, gaz yağının ve kimi yağların arıtılmasında işe yarar. Nişasta ve alkolün şekerleştirilmesi yoluyla glikoz üretiminde metallerin yüzeylerinin temizlenmesinde parşömen kağıdı ve cila yapımında, hayvansal atıkların yok edilmesinde geniş ölçüde kullanılır. Bütün bunların dışında özellikle kurşunlu akümülatörlerde elektrolit işlevi görür.

III. K A Y N A K L A R
& BÜYÜK LAROUSSE
& GELİŞİM HACHETTE
& GROLİER İNTERNATİONAL AMERİCANA
& ÜNİVERSİTE KİMYASI
& TEMEL KİMYA LİSE 1-2-3
& ANA BRİTANNİCA
& HAYAT ANSİKLOPEDİSİ
& MEYDAN LAROUSSE
& TEMEL BRİTANNİCA
& MEYDAN – LAROUSSE GENÇLİK ANSİKLOPEDİSİ
& TÜBİTAK YAYINLARI BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ

SocialTwist Tell-a-Friend

asitler ve kullanım alanları

Pazartesi, 04 Mayıs 2009
ASİTLER VE KULLANIM ALANLARI

Asit: Suda eridiğinde (çözündüğünde) hidrojen iyonlarını açığa çıkaran ve elekrtik ileten, turnusolun mavi olan rengini kırmızıya çevirmek gibi kimyasal özelliği olan, tadı ekşi, rengi billur, kimyasal tepkimeleri hızlandırıcı olarak da kullanılan (asit kataolizi: bir kimyasal tepkimenin, tepkimeye doğrudan katılmayan asit eklenerek hızlandırılması) bazlar ve metaller üzerinde etki ederek tuz oluşturan maddedir.

Cu, Hg, Ag (gazı soymetal) asitlerle tepkimeye girmezler.

Tarihsel Gelişimi: Asitlerin gerçekten doğru kabul edilebilecek ilk tanımını 1838’de Alman kimyacı Justus von Liebig yapmıştır. Liebig’in tanımına göre asit, yerini bir metal atomuna bırakabilecek biçimde hidrojen içeren bir bileşiktir.
Elli yıl kadar sonra bir başka Alman kimyacısı Wilhelm Ostwald ve İsveçli kimyacı Svante Arrhenius, asitlerini bazların, tuzların su içinde çözündüklerinde, bölüm bölüm ya da bütünüyle, “iyon” adını verdikleri parçacıklara ayrıldıklarını belirlediler. Bu parçacıklardan pozitif yüklü olanlara “katyon”, negatif yüklü olanlara “anyon” adı verildi. İyon çözeltilerine de elektriği iyi ilettikleri için “elektrolit” adı verildi. Asitler elektrolitte, hidrojen iyonu (H⁺), bazlarda hidroksit (OH⁻) iyonu üretiyorlardı.

Bilinen ilk Asit: Asetik asit, arı halde, (kemirme) gücü yüksektir ve boğucu bir kokusu vardır. Renksizdir, 118˚C’ta kaynar: 16,5˚C’ta ve olağan atmosfer basıncı altında katılaşır.

Asitler bütün kimyasal maddelerin hem en yararlılarından, hem de en tehlikelilerinden sayılır. Sözgelimi derişik hidroklorik asit öldürücü bir zehirdir; ama mide özsuyunda bir miktar seyreltik hidroklorik asit bulunmasaydı besinler yeterince sindirlemezdi. Asit terimi “ekşi” anlamındaki Latince bir sözcükten türetilmiştir, çünkü bu bileşiklerden çoğunun tadı ekşidir. Bu yüzden eskiçağlarda insanlar asitleri tadına bakarak ayırt eder, örneğin sirkenin tipik bir asit olduğunu bilirlerdi. Kimyacılar ise tanımadıkları bir sıvının asit olup olmadığını anlamak için turnusol denen boyarmaddelerden yararlanırlar. Liken türü bitkilerden elde edilen bu boyarmaddeler, asit ve baz yapısınıdaki maddeleri tanıyıp ayırt etmeye yarayan birer belirteç ya da ayıraçtır. Asitleri tanımanın bir yolu da bu maddelerin içine element halinde magnezyum ya da sodyum karbonat (çamaşır sodası) karışırmaktır. Çünkü bu maddelerin ikisi de asitlerde çözünürken tıpkı bir gazoz gibi köpürür.
Asit Gücü: Bir asidin gücü sudaki ayrışmasıyla ilgilidir. Güçlü asitler ve bazlar, suda büyük ölçüde ayrışırlar. Güçsüz asit ve bazlar çok düşük bir yüzdeyle (genellikle % 1’den az) ayrışabilirler. Bir asit ya da baz çözeltisinin bücü pH’siyle (0’dan 14’e kadar ölçeklendirilir) anlaşılır.

Derişik, yani sulandırılmamış asitler son derece tehlikelidir; hatta seyreltik asitleri bile çok dikkatli kullanmak gerekir. Örneğin sülfürik, nitrik ve hidrolorik asit gibi sıvı ya da sulu çözelti halindeki asitler çok yakıcı ve aşındırcı olduğundan, kullanırken bu maddelerin deriye ve giysilere sıçramamasına özen göstermelidir. Buna karşılık katı halde bulunan asitlerin yakıcılık ve aşındırıcılık özelliği bu kadar kuvvetli değildir. Kimyasal olarak birbirinin kaşıtı olan asitler ile bazlar arasındaki tepkimlere “nötrleşme” ya da “yansızlaşma” tepkimesi denir. Böyle bir tepkimenin sonucunda tuz denen bir bileşik ile su oluşur.

Asit Katalizörü: Petrol Hidrokarbonlarının benzine ve benzeri ürünlere dönüştürülmesi gibi, sanayide önem taşıyan birçok tepkimeden asit katalizörlerden yararlanılır. Örneğin molekül ağırlığı yüksek hidrokarbonların parçalanmasında (karking) aluminyum-silisyum dioksit (Brønsted-Lowry asitleri), doymamış hidrokarbonların polimerleştirilmesinde sülfürik asit ya da hidrojen flüorür (Brønsted-Lowry asitleri), alifatik hidrokarbonarın izomerleştirilmesinde aluminyum klorür (Lewis asidi) gibi asit katalizörler kullanılır.

Kullanım Alanları: Bazı asitler ağır yanıklara yol açarken bazıları yalnızca ağrı verir. Örneğin karınca ve arı gibi böceklerin ya da ısırganotu gibi bitkilerin salgıları ağrı verici asitlerdir. Öte yandan bazı asitlerin öldürücü bir zehir olmasına karşılık bazıları zarasız, hatta meyve asitleri gibi tadı ve kokusu hoş maddelerdir. Üzümde de, şarap dinlendirilen fıçılarda krem tarta biçiminde çökelen ve kabartma tozu yapımında kullanılan tartarik asit bulunur.
Üstelik, canlıların vücudunda gelişen kimyasal süreçlerin hemen hepsi hücrenin ya da tüm organizmanın asit-baz dengesiyle yakından ilişkilidir; toprağın ve suyun asit ya da baz niteliğinde olması da bitkilerin ve hayvanların yaşamında büyük önem taşır. Asit olarak tanımlanan maddeler, mineral asitler olarak da bilinen inorganik maddeleri (sülfürik, nitrik, hidroklorik, fosforik asitler) ve karboksilik asit, sülfonik asit ve fenol gruplanının üyesi olan organik bileşikeleri içerecek kadar geniştir. Asit anhidriti denen susuz asitlerin en bilnen örnekleri ise kükürt trioksit , aluminyum klorür ve bor triflüorüdür.
Bitki ve hayvanlardan elde edilen asitlere organik asitler denir. Ama bu asitlerin hepsi yukarıda anılan meyve asitleri gibi zarasız maddeler değildir. Örneğin kuzukulağında, reventte ve bazı başka bitkilerde bulunun oksalik asit oldukça zehirlidir. Acıbademde ve şeftali çekirdeğinde az miktarda bulunan prusik asit ise sinyanür içerdiği için çok kuvvetli bir zehirdir.
İnorganik ya da mineral asitler arasında en önemlileri, sanayi kimyasının temel maddeleri olan sülfürük, hidroklorik ve nitrik asitlerdir. İnorganik asitler, özellikle sülfürik, hidroklorik ve nitrik asitler sanayide büyük ölçüde üretilir ve tüketilir. Örneğin süfürik asit gübre, petrol üretiminin artırılmasında, pil, patlayıcı ve plastik maddelerin yapımında çok kullanılır. Kezzap adıyla bilnen pitrik asit ise patlayıcı madde, ilaç ve boya sanayilerinin temel maddelerinden biridir.
Asit boyarmaddeler olarak da bilinir, bileşim yoluyla hazırlanmış (sentekik), parlak renkli, organik bileşikler grubu; molekülünde, biri asit yapısında (örneğin bir karboksil grubu), öbürü renk verici (örnğ. bir azo ya da nitro grubu) olmak üzere iki ayrı atom grubu bulunur. Dokumaların boyanmasında asit boyların genellikle sodyum tuzları kullanılır; özellikle yün dokumada iyi sonuç veren, ayrıca ipekte ve bazen boyayı sabitleştiren bir mordanla (boyasaptar) birlikte pamuk ve yapay ipekte de kullanılan bu bayarmaddelerle parlak ve genellikle kolay solmayan çok çeşitli renkler elde edilebilir.
Formik Asit (HCOOH): Bakterilere küf ve mayalara etki eder. Mikrobik bozunmayı önlemek için gıdalarda koruyucu olarak kullanılır. Karınca salgısında bol miktarda bulunur.
Asetik Asit (CH₃COOH): Sirke asidi olarak bilinir. Asetik astitin % 5-8 likçözeltisi sirke olarak kullanılır. Asetik asit birçok endüstri maddesinin kullanılmasında kullanılır. Tahriş edici bir kokuya sahip bir sıvıdır. Alür asetat tuzu, taze kesilmiş yaralarda kan dindirici olarak kullanılır.
Sorbik Asit (HC₆H₇O₂): Küf ve mayaların gelişmesine engel olur. Bu özelliğinden dolayı yiyeceklerde antimikrobik koruma olarak kullanılır. Kokusu lezzeti yoktur.
Sülfürik Asit (H₂SO₄): Endüstride kullanılan en önemli asit ve dünyada en çok üretilen kimyasallardan biridir. SO₂ kullanılarak Kontakt metodu denilen bir metotla üretilir. Endüstride birçok alanda kullanılan bu asit, özellikle gübre üretimindei amonyum sülfat üretiminde, patlayıcı yapımında, boya sanayinde, petrokimya sanayinde kullanılmaktadır.
Benzoik Asit (C₆H₅COOOH): Beyaz tenkli iğne ve yaprakçık görünümünde bir maddedir. Gıdalarda mikrobik bozunmayı önlemek için kullanılır. En çok kullanıldığı alanlar, meyva suyu, marmelat, reçel, gazlı içecekler, turşular ve benzeri ürünlerdir. Benzoik asit, bir çok bitkinin yaprak, kabuk ve meyvelerinde bulunur. Bu asit genellikle sodyum tuzu olarak (Sodyum benzoat) kullanılır. İlave edildiği bitkinin tadını etkiler.
Folik Asit: Folik asit dokularında az da olsa bulunur. Folik asit en çok koyu yeşil yapraklı sebzeler ve gıdalarda kullanılan hayvanların böbrek ve karaciğerleninde bulunur. Biftek, hahubat, sebzeler, domates ve sütte az miktarda bulunur. Folik asit eksikliğinde vücutta anemi (kansızlık) ortaya çıkar.
Hidrojen Sülfür (H₂S): Renksiz bir gazdır. Kokmuş yumurtayı andıran bir kokusu vardır. Çok zehirlidir. Uzun zaman solunduğunda insanı öldürebilir. Havada seyreltik olarak bulunduğunda yorgunluk ve baş ağrısı yapar.
Nitrik Asit (HNO₃): Nitrik asit, dinamit yapımında kullanılır. Nitrik asitin gliserin ile reaksiyonundan nitrogliserin meydana gelir. Ayrıca nitrik asit NH₄NO₃ içeren gübrelerin üretiminde kullanılır.
Fosforik Asit (H₃PO₄): Saf fosforik asit, renksiz kristaller halinde bir katıdır. Fosforik asit, en çok fosfatlı gübrelerin yapımında ve ilaç endrüstrisinde kullanılır.
Hidroflorik Asit (HF): Hidoflorik asit yüksek oktanlı benzin yapımında, sentetik kriyolit (Na₃AIF₆) imalatında kullanılır.Ayrıca hidrflorik asit camların üzerine şekiller yapmak için kullanılır. Bu iş için, önce cam eşya bir parafin tabakası ile kaplanır. Sonra parafinin üzerine bir çelik kalem ile istenen şekil çizilir. Bu çizgilere hidrojen florür gaz çözeltisi tatbik edilir. Camdaki parafin temizlendikten sonra camda yalnız sabit şekiller kalır.
Hidrosinyatik Asit (HCN): Tabiatta bulunan zehirlerin en kuvvetlisidir. HCN’nin kokusu şeftali çekirdeği içi kokusuna benzer. Metreküpte 34 miligram HCN varlığında kokusu hissedilir. Öldürücü dozu konsantrasyonuna bakıldığında; Mesela, 200 mg/m³ konsantrasyonda öldürücü doz 2000 mg dk/m³ tür.

SocialTwist Tell-a-Friend

çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri

Çarşamba, 01 Nisan 2009

çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü,çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar,çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri

Su Kirliliği

Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz’deki kirlenme nedeniyle hamsi ve diğer balık türleri giderek azalmaktadır. Istakozların larva halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir

kaynak

ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSAN, BİTKİ VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİLERİ

Hayvanın ve suların pislenmesi gürültünün artması doğal çevre, insanlar ve hayvanlar üzerinde birtakım olumsuzluklar oluşturmaktadır.

Taşıtların çalışması esnasında havaya atılan egzoz gazının içerisin de azot, karbon bileşikleri ile tam yanmamış hidrokarbon bileşikleri vardır. Hidrokarbon bileşiklerinden en önemlileri aldehitler, peroksitler ve benzendir. Ayrıca vuruntu önleyici olarak katılan kurşundur. has bileşikleri içerisinde yer alan azot monoksit ve azot dioksitin çözükleri; çok düşük olması sebebiyle akciğer alvoelleri üzerine çökerek akciğer amfizemine yol açmaktadır. Azot bileşikleri bitkiler üzerinde çok yüksek değişimlerde ve uzun sürede ortaya çıkar. Atmosferin alt katmanlarında mor ötesi ışınlar ve tam yanmamış hidrokarbonlar, nitrat bileşikleriyle beraber birleşerek normale göre bitkiler için 1000 kez daha zehirlidir. Karbonmonoksit gazı yüksek oranda solunum yapıldığında boğulma olaylarına yol açar. Bu durumda kapalı yerlerde araçların çalıştırılmaması gerekmektedir. kurşun ise böbrek, kan ve beyin lezyonlarına yol açar. Motor egzozundan çıkan kükürt bileşikleri ise, su buharı ile birleşerek sülfürik asit meydana getirir. Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için kurşunsuz benzin üretimi ve tüketimine ağırlık verme çalışmaları devam etmekte ve araçlarda doğalgaz, LPG kullanılmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ayrıca araçların bakımlarının zamanında yapılması ve egzoz muayenesi gelen araçların egzoz muayenelerinin zamanında yapılması gerekmektedir. Fabrika atıkları, şehirlerin kanalizasyonları; tarım ilaçları, asit yağmurları yeraltı ve yerüstü sularını kirletmektedir. Bunlar için fabrikalara ve kanalizasyonlara arıtma tesislerinin yapılması gerekmektedir. Gürültü kişiler üzerinde psikolojik ve ruhsal çöküntüler yaratmaktadır. Bunun için kanuni düzenlemeler yapılmakla beraber çevre konusunda gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir.

kaynak

SocialTwist Tell-a-Friend

çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar

Çarşamba, 01 Nisan 2009

çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü,çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar

Su Kirliliği

Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz’deki kirlenme nedeniyle hamsi ve diğer balık türleri giderek azalmaktadır. Istakozların larva halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir

kaynak

ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSAN, BİTKİ VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİLERİ

Hayvanın ve suların pislenmesi gürültünün artması doğal çevre, insanlar ve hayvanlar üzerinde birtakım olumsuzluklar oluşturmaktadır.

Taşıtların çalışması esnasında havaya atılan egzoz gazının içerisin de azot, karbon bileşikleri ile tam yanmamış hidrokarbon bileşikleri vardır. Hidrokarbon bileşiklerinden en önemlileri aldehitler, peroksitler ve benzendir. Ayrıca vuruntu önleyici olarak katılan kurşundur. has bileşikleri içerisinde yer alan azot monoksit ve azot dioksitin çözükleri; çok düşük olması sebebiyle akciğer alvoelleri üzerine çökerek akciğer amfizemine yol açmaktadır. Azot bileşikleri bitkiler üzerinde çok yüksek değişimlerde ve uzun sürede ortaya çıkar. Atmosferin alt katmanlarında mor ötesi ışınlar ve tam yanmamış hidrokarbonlar, nitrat bileşikleriyle beraber birleşerek normale göre bitkiler için 1000 kez daha zehirlidir. Karbonmonoksit gazı yüksek oranda solunum yapıldığında boğulma olaylarına yol açar. Bu durumda kapalı yerlerde araçların çalıştırılmaması gerekmektedir. kurşun ise böbrek, kan ve beyin lezyonlarına yol açar. Motor egzozundan çıkan kükürt bileşikleri ise, su buharı ile birleşerek sülfürik asit meydana getirir. Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için kurşunsuz benzin üretimi ve tüketimine ağırlık verme çalışmaları devam etmekte ve araçlarda doğalgaz, LPG kullanılmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ayrıca araçların bakımlarının zamanında yapılması ve egzoz muayenesi gelen araçların egzoz muayenelerinin zamanında yapılması gerekmektedir. Fabrika atıkları, şehirlerin kanalizasyonları; tarım ilaçları, asit yağmurları yeraltı ve yerüstü sularını kirletmektedir. Bunlar için fabrikalara ve kanalizasyonlara arıtma tesislerinin yapılması gerekmektedir. Gürültü kişiler üzerinde psikolojik ve ruhsal çöküntüler yaratmaktadır. Bunun için kanuni düzenlemeler yapılmakla beraber çevre konusunda gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir.

kaynak

SocialTwist Tell-a-Friend

çevre kirliliğinde zarar gören hayvan

Çarşamba, 01 Nisan 2009

çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü

Su Kirliliği

Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz’deki kirlenme nedeniyle hamsi ve diğer balık türleri giderek azalmaktadır. Istakozların larva halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir

kaynak

ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSAN, BİTKİ VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİLERİ

Hayvanın ve suların pislenmesi gürültünün artması doğal çevre, insanlar ve hayvanlar üzerinde birtakım olumsuzluklar oluşturmaktadır.

Taşıtların çalışması esnasında havaya atılan egzoz gazının içerisin de azot, karbon bileşikleri ile tam yanmamış hidrokarbon bileşikleri vardır. Hidrokarbon bileşiklerinden en önemlileri aldehitler, peroksitler ve benzendir. Ayrıca vuruntu önleyici olarak katılan kurşundur. has bileşikleri içerisinde yer alan azot monoksit ve azot dioksitin çözükleri; çok düşük olması sebebiyle akciğer alvoelleri üzerine çökerek akciğer amfizemine yol açmaktadır. Azot bileşikleri bitkiler üzerinde çok yüksek değişimlerde ve uzun sürede ortaya çıkar. Atmosferin alt katmanlarında mor ötesi ışınlar ve tam yanmamış hidrokarbonlar, nitrat bileşikleriyle beraber birleşerek normale göre bitkiler için 1000 kez daha zehirlidir. Karbonmonoksit gazı yüksek oranda solunum yapıldığında boğulma olaylarına yol açar. Bu durumda kapalı yerlerde araçların çalıştırılmaması gerekmektedir. kurşun ise böbrek, kan ve beyin lezyonlarına yol açar. Motor egzozundan çıkan kükürt bileşikleri ise, su buharı ile birleşerek sülfürik asit meydana getirir. Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için kurşunsuz benzin üretimi ve tüketimine ağırlık verme çalışmaları devam etmekte ve araçlarda doğalgaz, LPG kullanılmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ayrıca araçların bakımlarının zamanında yapılması ve egzoz muayenesi gelen araçların egzoz muayenelerinin zamanında yapılması gerekmektedir. Fabrika atıkları, şehirlerin kanalizasyonları; tarım ilaçları, asit yağmurları yeraltı ve yerüstü sularını kirletmektedir. Bunlar için fabrikalara ve kanalizasyonlara arıtma tesislerinin yapılması gerekmektedir. Gürültü kişiler üzerinde psikolojik ve ruhsal çöküntüler yaratmaktadır. Bunun için kanuni düzenlemeler yapılmakla beraber çevre konusunda gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir.

kaynak

SocialTwist Tell-a-Friend