<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hobi Dünyası! - Guzelhobiler.com &#187; Fizik-Kimya-Biyoloji</title>
	<atom:link href="http://www.guzelhobiler.com/kategori/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.guzelhobiler.com</link>
	<description>Dünyadaki Butun Guzel Hobiler</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Aug 2010 21:07:53 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Asitler Ve Bazların kullanım alanları</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/asitler-ve-bazlarin-kullanim-alanlari/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/asitler-ve-bazlarin-kullanim-alanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 07:55:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Asitler Ve Bazlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33852</guid>
		<description><![CDATA[Asitler Ve Bazlar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: large;">Asitler Ve  Bazlar</span></span></span></strong></p>
<p><strong>I. I. BAZLAR</strong><br />
<strong>I. I. A.  BAZIN TANIMI, BULUNUŞU, ELDESİ VE ÖZELLİKLERİ</strong><br />
Baz kavramı, her zaman,  asit kavramına bağlı kalmıştır. Baz, asidin karşıtıdır; ama baz olmadan hiçbir  asit tepkimesi gerçekleşemez. Bazların asitlerle tepkimeye girmesiyle, gene  önemli bir bileşik sınıfı olan tuzlar ve su oluşur. Bu bir nötrleşme  (yansızlaşma) tepkimesidir; çünkü tepkime ürünü olan tuz artık ne asit, ne de  baz özelliği taşıyan nötr ya da yansız bir bileşiktir.</p>
<p>1887’de Svante  Arrhenius, sulu bir çözeltide iyonun var olduğu kuramını açıklarken, asit  çözeltilerinin H + iyonları, baz çözeltilerinin de OH &#8211; iyonları içerdiğini  belirtmişti.1923’te Brönsted ve Lowry birbirlerinden bağımsız olarak, ama, aynı  zamanda, daha genel bir tanım önerdiler: Asit, kimyasal tepkime sırasında, her  zaman, bir proton vermeye elverişliyse, baz da bu protonun alıcısıdır. Bir  maddenin baz olabilmesi için protonu “bağlayacak”, her hangi bir kimyasal bağda  kullanılmamış bir elektron çifti taşıması gerekmektedir. Ama, yitirilecek  protonu olduğu sürece asit olan madde, bu protonu yitirdiği an baza dönüşür.  Gerçekten, protonunu yitiren asitte bir elektron çifti kalır. Asit – baz  tepkimesi kavramına, “asit- baz çifti” ya da “aside eşlenik baz kavramı”  eklenir. Böylece asetik asit (CH 3 – COOH), asetat iyonunu (CH 3 – COO) ya da  eşlenik bazlarını karşılar. Amonyak (NH 3 ) da, NH 4 + asidinin karşıladığı  bazdır.</p>
<div><strong>NH</strong> <strong>3 </strong><strong>+ H</strong> <strong>2</strong> <strong>O </strong><span><strong>D</strong> </span><strong>NH</strong> <strong>4</strong> <strong>+ </strong><strong>+ OH</strong> <strong>-</strong></div>
<p>Baz bir molekül (CH 3 – NH 2 ya da metilamin ), ya da OH &#8211; , CH 3  – COO &#8211; gibi bir anyon olabilir. Bu asit- baz tepkimeleri, proton aktarımlarına  dönüşürler. 1938’te, Lewis bu kuramı, asidin, bazın verdiği elektron çiftinin  alıcısı olduğunu belirterek genelleştirmiştir. Bu durumda bir kovalans bağ  oluşur. Ama bu sonuncu tanım, Brönsted’in baz tanımına yeni bir şey eklemez.</p>
<div><strong>ASİT – BAZ TEPKİMESİ (BRÖNSTED)</strong></div>
<p>B + AH <span>u </span>BH + A<br />
baz asit asit baz</p>
<p>Bazlar genel  olarak molekülünde bir hidroksil grubu (OH ) ile en az bir metal atomu bulunan  bileşikler olarak tanımlar; bu nedenle kimyasal açıdan metal hidroksitleri  sayılır. Bunların çoğu suda çözünmeyen katı bileşiklerdir. Oysa bazıları,  örneğin metal atomları içermeyen amonyağın (NH 3 ) ve sodyum, potasyum gibi  alkali metallerin hidroksitleri suda kolayca çözünür. Sanayi açısından büyük bir  önem taşıyan bu bazlara <strong><em>alkaliler</em></strong> denir. Alkali terimi , “kül”  anlamındaki Arapça bir sözcükten türetilmiştir. Çünkü bu bileşikler eskiden odun  ve bitki küllerinden elde edilirdi. Gerçekten de alkalilerin küllü suyu andıran  kendine özgü, acımsı bir tadı vardır. Bu çözeltiler deriye kaygan bir izlenim  bırakır ve baz belirteci olarak kullanılan kırmızı turnusol kağıdının rengini  maviye dönüştürür.</p>
<p>Kostik (yakıcı) alkali denen en kuvvetli bazlar,  büyük bir dikkatle ve sakınılarak kullanılması gereken çok tehlikeli  maddelerdir. İnsanın üzerine sıçradığında giysilerini parçalayan ve derisini  ateş ve kaynar su gibi yakan bu maddelerin kazayla yutulması da yemek borusunun  ve midenin delinmesiyle, hatta ölümle sonuçlanan ağır yanıklara yol açar.  Sanayide çok önemli uygulamaları olan bu bileşikler arasında en çok  kullanılanları sodyum hidroksit (sudkostik ) potasyum hidroksit (potas kostik)  kalsiyum hidroksit (sönmüş kireç ) ve amonyum hidroksittir. (amonyaklı su)<br />
En önemli alkalilerden biri olan sudkostik beyaz renkli bir bileşiktir. Ya  ince levha ve çubuklar halinde katı olarak ya da suda eritilerek sıvı halde  satışa sunulur. Sabun yapımında ve reyon denilen yapay ipekli kumaşların  üretiminde çok önemli bir ham madde olan sudkostik, ayrıca pamuk ipliklerine  sağlamlık ve parlaklık kazandırmak amacıyla pamuklu dokuma sanayisinde de  kullanılır.<br />
Potaskostiğin sanayideki en önemli kullanım alanı arap sabunu ve  öbür temizlik maddelerinin üretimidir. Sönmüş kireçten inşaat sanayisinde sıva,  çimento ve badana yapımında, ayrıca asitli toprakları nötrleştirmek için tarımda  yararlanılır. Yaygın ama yanlış bir adlandırmayla kısaca amonyak olarak bilinen  amonyaklı su evlerde en çok kullanılan temizlik maddelerinden biridir. Bütün yağ  ve kirleri çözen bu bileşik özellikle banyo küveti, lavabo ve cam  temizleyicileri bileşimine katılır. Gene kısaca karbonat tozu olarak ya da  karbonat olarak bilinen sodyum di karbonat oldukça zayıf bir alkalidir. Kabartma  tozlarının ve bazı köpüklü içeceklerin yapımında kullanılır; midedeki fazla  asidi giderdiği için mide yanmalarına ve arı sokmasından dolayı meydana gelen  ağrıya karşı etkilidir.<br />
Dünyanın bir çok yerinde, özellikle ABD’nin  batısında alkali topraklar denen geniş topraklar vardır. Bu bölgelerde çok az  yağmur yağdığı için, çözünebilen tuzlar yağmur suyuna karışarak akıp gitmez ve  alkaliler toprakta birikir. Alkali oranı çok yüksek olan topraklarda pek az  bitki ve hayvanın yaşama şansı olduğundan, sonunda bu bölgeler çorak alanlara  dönüşür.</p>
<div><strong>NASIL HAZIRLANIRLAR?</strong></div>
<p>Bazlar çeşitli yollarla  hazırlanır. Bu yöntemlerin başlıcaları arasında, NaOH ve KOH için alkali  klorürlerin elektroliz yoluyla ayrışmaları amonyağın (NH 3 )doğrudan bileşimi  kireç ve barit için, suyla “söndürmeyle” süren karbonatların ısıl- bozulmaları  (piroliz) sayılabilir.<br />
Bazlar çeşitli alanlarda kullanılmalarının yanı sıra  bir ortamın PH’ını yükseltir ve ester hidrolizi tepkimelerini sonuçlandırır.<br />
<strong>I. II. ASİTLER</strong><br />
<strong>I. II. A. ASİTİN TANIMI, BULUNUŞU, ELDESİ VE  ÖZELLİKLERİ</strong><br />
Kimyada turnusolün mavi rengini kırmızıya dönüştürme  özelliği taşıyan hidrojenli bileşiklere “asit” denir. Ayrıca “asit” suda  çözündüğünde H + iyonları veren hidrojenli kimyasal bir türdür. Asitler: kimi  metallerle (örn:demir) tepkimeye girerek hidrojen açığa çıkarırlar; bazlarla  tepkimeye girip, bileşimlerindeki hidrojenin, yerine maden alarak, tuzları  meydana getirirler; bazı kimyasal tepkimeleri ise hızlandırırlar. (asit  katalizi)<br />
Sirke bir başka deyişle asetik asit, XIII.yy’da kadar bilinen tek  asitti. Günümüzde kimya sanayisinin büyük bölümü, az sayıda asidin, (sözgelimi  sülfürik, nitrik, asetik ve hidroklorik asitler ) üretime ya da kullanıma  dayanır.</p>
<p>Eskiden tadı ekşi olan, suda eriyebilen, sodyum hidroksit  (NaOH), potasyum hidroksit (KOH) gibi alkali özellik gösteren maddelere  karıştırılınca, bu alkali özellikleri gideren, mavi turnusol kağıdının rengini  kırmızıya çeviren her madde asit sayılırdı. Ancak, şapın ve daha birkaç maddenin  asitlikle hiç ilgileri olmadığı halde aynı özellikleri taşıdıkları anlaşılınca  bu sayılan özelliklerin asitleri tanımlamaya yeterli olmadığı anlaşıldı.<br />
Fransız kimyager Antoine Laurent Lavoisier (1743-1794) elementlerin havada  yanarak meydana getirdikleri oksitlerin, su ile birleşince, asitleri meydana  getirdikleri sonucuna varmıştı. Örneğin; SO 2 +H 2 O <span>&#8221; </span>H 2 SO 3 (sülfürüz asit) gibi. Dolayısıyla asitlerin özelliklerinin  içlerindeki oksijenden ileri geldiği görünüşünü savunuyordu. Bunun sonucu  olarak, oksijene gereğinden fazla önem vermişti. Gel gelelim, hidroklorik asit  (HC1) ,v.b. gibi oksijensiz asitlerin varlığı ortaya çıkınca Lavoisier ‘nin  kuramı da değerini yitirdi.; oksijenli asitler, “oksi asitler “ adı altında,  ötekilerden ayırt edilmeye başlandı. Daha sonra İngiliz bilgini Humphrey Devy  (1778 – 1829), asit özelliği gösteren maddelerdeki özelliklerin, içlerindeki  oksijenden değil, hidrojenden ileri geldiğini öne sürdü. 1887’de Svante  Arrhenius, asitlerin, bazların ve tuzların sudaki çözeltilerin elektriksel  davranışlarını açıklamak için bir iyon ayrışması kuramı geliştirdi. Elektrolit  adını verdiği maddeleri şöyle tanımladı: erimiş ya da suda çözünmüş bu maddeler,  elektriği iletir ve elektrik onları ayrıştırır. Asitler H + iyonları veren  elektrditlerdir; bazlarsa tersine OH &#8211; hidroksil iyonları oluşturur.<br />
Asetik  asit&#8230; (CH 3 COOH) molekülü koyu mavi küreler karbonu,açık mavi olanlar  hidrojeni, pembeler ise oksijeni gösterir.<br />
Çizim-1<br />
Bir su molekülünün  oluşumu güçlü asit ve zayıf asit<br />
(çizim 2)<br />
bir metalin çözünmesi  (çizim-3)</p>
<p>8</p>
<p>Arrhenius kuramı, yalnızca sulu çözeltiler için  geçerlidir. Oysa 1923’te Johannes Nicolaus Brönsted kullanılan çözücü ne olursa  olsun H + iyonu rolünü açıklayan yeni bir tanım önermiştir. Brönsted’e göre  asit, bir H + iyonu bırakmaya elverişli bir maddedir. Bazsa, söz konusu iyonu  alan maddedir; dolaysıyla, eşlenik asit – baz çifti ortaya çıkar.</p>
<div>Asit <span>D </span>Baz + H +</div>
<p>Aynı yıl Gilbert Newton Lewis ( 1875 – 1946) yansızlaştırmayı, renkli  ayıraçların tepkimelerini ve katalizi ölçüt alarak, asit özelliklerini gösteren  bütün maddeleri bir küme içinde toplamaya ve elektron yapılarında ortak bir  özellik bulmaya çalışmıştır. Asitler, bazların verdiği elektron çiftini alan ve  ortak bir birleşme bağı oluşturan maddelerdir. Bütün Brönsted asitleri bu tanıma  girer. ( H + ) iyonu bir elektron çifti alabilir, ama bu tanıma AlC 13 , SO 3 vb  maddeleri de eklemek gerekir. Brönsted kuramı hidrojenli asitler için  kullanılır, dolayısıyla Lewis asitleri söz konusudur.<br />
Başlıca mineral  asitler arasında nitrik asit ( HNO 3 ), sülfürik asit ( H 2 SO 4 ) ve  hidroklorik asit (HCl) sayılabilir. İki H + iyonu açığa çıkarılabilen sülfürik  asit, bir di asit oluşturur. Fosforik asitse (H 3 PO 4 ) bir triasittir, yani üç  H + iyonu açığa çıkarır. Kimya sanayisinde büyük ölçüde üretilen ve tüketilen bu  asitler, gübre ( nitratlar ve fosfatlar), plastik madde, boya, patlayıcı,  parfüm, ilaç sanayisi ürünleri vb. üretiminde ya ham maddeyi ya da ara maddeyi  oluştur. Organik asitler, organik kimyayı ilgilendirir ve en az bir karboksil  kökü (-COOH) içerirler; aralarında, temel biyokimyasal, maddelerin bileşenlerini  oluşturan aminoasitlerin ve yağ asitlerinin de yer alması nedeniyle, çok büyük  önem taşırlar.</p>
<div><strong>NASIL ELDE EDİLİR?</strong></div>
<p>Hangi asit elde edilmek  isteniyorsa, o asidin tuzu alınır; elde edilecek asitten daha az uçucu olan  başka bir asitle işlenir. Örneğin;</p>
<div>NaCl + H 2 SO 4 <span>&#8221; </span>NaHSO 4 +  HCl</div>
<p>Her asidin kendine özgü elde ediliş yolları vardır. Asitler  adlandırılırken, asitler ki esas elemanın sonuna “ik” eki eklenir; bunun yanında  da asit kelimesi konur. Teknikte, kimyada en çok kullanılan başlıca asitler  şunlardır;</p>
<p>ADI<br />
<strong>FORMÜLÜ</strong><br />
<strong>TUZUN ADI</strong><br />
Hidroklorik  asit<br />
HCl<br />
Klorür<br />
Nitrik asit<br />
HNO 3<br />
Nitrat<br />
Sülfürik asit<br />
H 2 SO 4<br />
Sülfat<br />
Fosforik asit<br />
H 2 PO 4<br />
Fosfat<br />
Karbonik  asit<br />
H 2 CO 3<br />
Karbonat</p>
<p>Asitlerin başlıca özelliği; saf  olmayan madenlerle alkalileri etkilemeleri, her ikisiyle birleşince de tuzları  meydana getirmeleridir.<br />
Bir asit molekülünde kaç hidrojen iyonu varsa ya da  başka bir deyişle bir asitte metallerle yer değiştirme özelliği taşıyan kaç  hidrojen bulunuyorsa, o asit o sayı kadar değerlidir. Bir değerli bir asit bir  çeşit tuz iki değerli asit iki çeşit tuz, üç değerli asit üç çeşit tuz  verebilir.</p>
<div>II.SÜLFÜRİK ASİT</div>
<p><strong>II.I.A H</strong> <strong>2</strong> <strong>SO</strong> <strong>4 </strong><strong>ELDESİ</strong><br />
Arı sülfürik asit (H 2 SO 4 ) 10 o c’ta katılaşan renksiz,  kokusuz kıvamlı bir sıvıdır. Formülü H 2 SO 4 olan sülfürik asit, ısıtıldığında,  290 o c’ta kaynamaya ve aynı sıcaklıkta da ayrışmaya başlar.<br />
Sülfürik asit  üretimi kimya sanayisinin en önemli işlemlerinden biridir ve iki ayrı metoda  göre gerçekleştirilir. Sanayide, ya kontak metoduna göre hazırlanan SO 3 ‘den,  yahut da kurşun odalar metoduna göre SO 2 ‘den hazırlanır.<br />
<strong>Kontak metodu: </strong>yüksek gerilimli kutuplar arsına gönderilerek dumandan, özellikle AS 2 O 3  dumanından kurtarılan, SO 2 gazı oksijen ile karıştırılır ve sıcakta  katalizörden geçilir:</p>
<div>2SO 2 + O 2 <span>D </span>2SO 3 + 46kcal</div>
<p>katalizör dengenin konumunu değiştirmez., dengeye çabuk varılmasını  sağlar. Katalizör olarak ince dağılmış platin (platinli asbest) kullanılabilir.  Platin zamanla zehirlenerek etkisini kaybettiğinden ve pahalı olduğundan  günümüzde yerini vanadyum pentaoksit ‘e ( V 2 O 5 ) bırakmıştır. İki yönlü olan  bu eksoterm reaksiyon, sıcaklık derecesinin artırılması ile sola kayacağından  (600 o de SO 3 ’ün %24’ünü SO 2 ’ye parçalanır.), soğukta ise yavaş  yürüyeceğinden ortalama en uygun şart olarak, 400 o – 450 o de yapılır. Böylece  SO 2 nin %98 i SO 3 haline geçer. İçinde SO 3 bulunan gaz karışımı suya  gönderirse büyük bir sis tabakası dışarı yayılır, yani su, sülfürik asit  çözeltisi haline gelmez. Kükürt trioksidin suya karşı çok düşkün olması ilk  bakışta bağdaşmayan bu olayın nedeni şudur; suya girer girmez gaz kabarcığı  içinde H 2 SO 4 damlacıkları oluşmuştur. Bunların kinetik hareketleri çok  yavaştır, kabarcık içinin gaz fazından sıvı sınırına ulaşmadan atmosfere  çıktıkları görülür. Bunun için kükürt trioksit H 2 SO 4 içine gönderilir. Burada  gaz kabarcığı içinde SO 3 molekülleri vardır. Moleküllerin çok hızlı kinetik  enerjileri dolayısıyla kükürt trioksidin çözünmesi yani<br />
SO 3 + H 2 SO 4  <span>&#8221; </span>H 2 S 2 O 7 reaksiyonu daha kabarcık atmosfere  çıkmadan gerçekleşir ve dumanlı sülfürik asit denen %40 – 60’lık bir çözelti  meydana gelir. Sonradan dumanlı sülfürik asit su ile seyreltilerek istenen  konsantrasyonda sülfürik asit hazırlanır.<br />
<strong>Kurşun odalar metodu (azot  oksitleri yöntemi): </strong>Bu işlem kükürt dioksit gazının sulu ortamda havayla  yükseltgenmesi ilkesine dayanır; tepkime, katalizör olarak kullanılan azot  oksitlerle hızlandırılır.<br />
SO 2 + ½ O 2 + H 2 O <span>&#8221; </span>H 2 SO 4<br />
Kükürt dioksit, azot oksit, hava ve su buharı birbirleri ile  karşılaştıkları zaman özetle şu reaksiyonlar oluşur:<br />
NO + ½ O 2 <span>&#8221; </span>NO 2 ( gaz fazında )</p>
<p>SO 2 + NO 2 + H 2 O  <span>&#8221; </span>H 2 SO 4 + NO (başlıca sıvı bazda)<br />
Görüldüğü gibi olay heterojendir. Fazlar arası yüzeyi geliştirmek için  eskiden duvarları kurşun levhalarla kaplı büyük odalar gerekli sayılmıştı. Bugün  ki modern fabrikalarda sıvı ve gaz fazlar durmadan karşılaştırılarak daha küçük  hacimlere inilmiştir.<br />
Odalarda yeteri kadar su buharı yoksa nitrozil  bisülfat billurları ortaya çıkar, su eksikliği giderilince bu billurlar  kaybolur:<br />
2SO 2 + 3NO 2 + H 2 O <span>&#8221; </span>2[ HO – SO  2 – O ] &#8211; [ <span style="font-family: Wingdings;">| </span>N ≡ O <span style="font-family: Wingdings;">| </span>]  + +NO</p>
<p>2[HO – SO 2 – O ] [NO] + H 2 O <span>&#8221; </span>2H 2 SO 4 + NO 2 + NO</p>
<p>azot monoksit katalizördür, oksijen taşır,  reaksiyon ortamına yeniden geri dönmesi Gay – Lussac ve Glover kuleleri ile  sağlanır. İçi taşlarla dolu Gay – Lussac kulesinden kurşun odalarının gaz  karışımı aşağıdan yukarıya, derişikçe sülfürik asit, yukarıdan aşağıya doğru  geçirilir. Azot oksitler bu ters akımda sülfürik asitte, belki nitrozil bisülfat  halinde çözünürler. Kulenin dibinde toplanan bu çözeltiye nitrozlu sülfürik asit  denir. Glover kulesi kurşun odalardan önce yer alır. Nitrozlu sülfürik asit bir  miktar odalar asidi ile karıştırıldıktan sonra Glover kulesinde yukarıdan  aşağıya doğru aktarılır. Çok sıcak olan kükürt dioksit ve hava karışımı ters  yönden gider ve azot oksitleri gaz fazına geçirir.<br />
“Kurşun odalar” metodunda  %60 – 70’lik sülfürik asit yapılır. Her hangi bir sülfürik asit çözeltisi  distillenirse kaynama noktası %98’lik azeotropik karışımınkine varıncaya kadar  artar. (338 o ) saf G 2 SO 4 1.84 gr/ml yoğunluğundadır, zayıf iletkendir., suda  kolay çözünür, 10.5 o ’de donar, 340 o de bozunarak kaynar.</p>
<p><strong>II. I. B.  FABRİKA TEKNİKLERİNİN İNCELENMESİ </strong><br />
Fabrikalarda H 2 SO 4 kontak yöntemine  göre elde edilir. Bu yöntem “oleum” denen daha derişik asitlerin elde edilmesini  sağlar. Bu yöntemde kükürt dioksit gaz evresinde yükseltgenir.<br />
SO 2 + ½ O 2  <span>&#8221; </span>SO 3<br />
Fabrikalarda,kontak yöntemine göre  kükürt dioksitten sülfürik asit üretim şeması<br />
Yüksek sıcaklıkta tersinir  olan bu tepkimenin meydana gelen kükürt trioksidin ayrışmaması için orta  sıcaklıkta ( 400-450 o c) gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun için vanadyum  pentaoksitten yararlanılır. Bu yöntem genellikle iki aşamada uygulanır; birinci  aşama, 550 o c’ta uygulanan hızlı bir tepkimeyi, ikinci aşama ise oluşan  ürünlerin 450 o c ‘ta soğutulmasını (dönüşüm %80) kükürt dioksit kataliz  borularına gönderilmeden önce tozlarından, özellikle katalizörü zehirleyen  arsenik asit anhidriti (AS 2 O 3 ) gibi katışkı maddelerinden arındırılır.  Meydana gelen kükürt trioksit buharları, 66B o ’lik sülfürik asit tarafından  soğurulur ve böylece “oleum” elde edilir.</p>
<div><strong>II.I. C. H</strong> <strong>2</strong> <strong>SO</strong> <strong>4</strong> <strong>’İN KULLANIM  ALANLARI</strong></div>
<p>Sülfürik asit kimya sanayisinin temel bir ürünüdür. Öteki  asitlerin çoğunun (hidroklorik asit, nitrik asit, fosforik asit vb.) pek çok  sülfatın (sodyum sülfat, amonyum sülfat, demir sülfat, bakır sülfat, alüminyum  sülfat)şap ve süper fosfatların yanı sıra ayrıca boyarmaddelerin, plastiklerin,  patlayıcıların, parfümlerin, ilaçların ve yapay liflerin üretimi için gerekli  olan sayısız organik ürünün elde edilmesinde kullanılır. Ayrıca istenmeyen  maddeleri katran biçiminde özütleyerek ayırdığından özel benzinlerin, gaz  yağının ve kimi yağların arıtılmasında işe yarar. Nişasta ve alkolün  şekerleştirilmesi yoluyla glikoz üretiminde metallerin yüzeylerinin  temizlenmesinde parşömen kağıdı ve cila yapımında, hayvansal atıkların yok  edilmesinde geniş ölçüde kullanılır. Bütün bunların dışında özellikle kurşunlu  akümülatörlerde elektrolit işlevi görür.</p>
<p>III. K A Y N A K L A R<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>BÜYÜK LAROUSSE<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>GELİŞİM HACHETTE<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>GROLİER  İNTERNATİONAL AMERİCANA<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>ÜNİVERSİTE KİMYASI<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>TEMEL KİMYA LİSE 1-2-3<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>ANA BRİTANNİCA<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>HAYAT ANSİKLOPEDİSİ<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>MEYDAN LAROUSSE<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>TEMEL BRİTANNİCA<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>MEYDAN – LAROUSSE GENÇLİK ANSİKLOPEDİSİ<br />
<span style="font-family: Wingdings;">&amp; </span>TÜBİTAK YAYINLARI BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ</p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fasitler-ve-bazlarin-kullanim-alanlari%2F', 'Asitler+Ve+Bazlar%C4%B1n+kullan%C4%B1m+alanlar%C4%B1')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fasitler-ve-bazlarin-kullanim-alanlari%2F', title: 'Asitler+Ve+Bazlar%C4%B1n+kullan%C4%B1m+alanlar%C4%B1' });" title="Asitler Ve Bazların kullanım alanları" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/asitler-ve-bazlarin-kullanim-alanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>asitler ve kullanım alanları</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/asitler-ve-kullanim-alanlari/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/asitler-ve-kullanim-alanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 07:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[alanları]]></category>
		<category><![CDATA[asitler]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33850</guid>
		<description><![CDATA[asitler ve kullanım alanları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_35663"><strong><span style="color: red;">ASİTLER VE KULLANIM  ALANLARI</span></strong><br />
<strong><br />
Asit: Suda eridiğinde (çözündüğünde) hidrojen  iyonlarını açığa çıkaran ve elekrtik ileten, turnusolun mavi olan rengini  kırmızıya çevirmek gibi kimyasal özelliği olan, tadı ekşi, rengi billur,  kimyasal tepkimeleri hızlandırıcı olarak da kullanılan (asit kataolizi: bir  kimyasal tepkimenin, tepkimeye doğrudan katılmayan asit eklenerek  hızlandırılması) bazlar ve metaller üzerinde etki ederek tuz oluşturan maddedir.</p>
<p>Cu, Hg, Ag (gazı soymetal) asitlerle tepkimeye girmezler.</p>
<p><span style="color: red;">Tarihsel Gelişimi:</span> Asitlerin gerçekten doğru kabul edilebilecek  ilk tanımını 1838’de Alman kimyacı Justus von Liebig yapmıştır. Liebig’in  tanımına göre asit, yerini bir metal atomuna bırakabilecek biçimde hidrojen  içeren bir bileşiktir.<br />
Elli yıl kadar sonra bir başka Alman kimyacısı Wilhelm  Ostwald ve İsveçli kimyacı Svante Arrhenius, asitlerini bazların, tuzların su  içinde çözündüklerinde, bölüm bölüm ya da bütünüyle, “iyon” adını verdikleri  parçacıklara ayrıldıklarını belirlediler. Bu parçacıklardan pozitif yüklü  olanlara “katyon”, negatif yüklü olanlara “anyon” adı verildi. İyon  çözeltilerine de elektriği iyi ilettikleri için “elektrolit” adı verildi.  Asitler elektrolitte, hidrojen iyonu (H⁺), bazlarda hidroksit (OH⁻) iyonu  üretiyorlardı.</p>
<p><span style="color: red;">Bilinen ilk Asit:</span> Asetik asit, arı  halde, (kemirme) gücü yüksektir ve boğucu bir kokusu vardır. Renksizdir,  118˚C’ta kaynar: 16,5˚C’ta ve olağan atmosfer basıncı altında  katılaşır.</p>
<p>Asitler bütün kimyasal maddelerin hem en yararlılarından, hem  de en tehlikelilerinden sayılır. Sözgelimi derişik hidroklorik asit öldürücü bir  zehirdir; ama mide özsuyunda bir miktar seyreltik hidroklorik asit bulunmasaydı  besinler yeterince sindirlemezdi. Asit terimi “ekşi” anlamındaki Latince bir  sözcükten türetilmiştir, çünkü bu bileşiklerden çoğunun tadı ekşidir. Bu yüzden  eskiçağlarda insanlar asitleri tadına bakarak ayırt eder, örneğin sirkenin tipik  bir asit olduğunu bilirlerdi. Kimyacılar ise tanımadıkları bir sıvının asit olup  olmadığını anlamak için turnusol denen boyarmaddelerden yararlanırlar. Liken  türü bitkilerden elde edilen bu boyarmaddeler, asit ve baz yapısınıdaki  maddeleri tanıyıp ayırt etmeye yarayan birer belirteç ya da ayıraçtır. Asitleri  tanımanın bir yolu da bu maddelerin içine element halinde magnezyum ya da sodyum  karbonat (çamaşır sodası) karışırmaktır. Çünkü bu maddelerin ikisi de asitlerde  çözünürken tıpkı bir gazoz gibi köpürür.<br />
Asit Gücü: Bir asidin gücü sudaki  ayrışmasıyla ilgilidir. Güçlü asitler ve bazlar, suda büyük ölçüde ayrışırlar.  Güçsüz asit ve bazlar çok düşük bir yüzdeyle (genellikle % 1’den az)  ayrışabilirler. Bir asit ya da baz çözeltisinin bücü pH’siyle (0’dan 14’e kadar  ölçeklendirilir) anlaşılır.</p>
<p>Derişik, yani sulandırılmamış asitler son  derece tehlikelidir; hatta seyreltik asitleri bile çok dikkatli kullanmak  gerekir. Örneğin sülfürik, nitrik ve hidrolorik asit gibi sıvı ya da sulu  çözelti halindeki asitler çok yakıcı ve aşındırcı olduğundan, kullanırken bu  maddelerin deriye ve giysilere sıçramamasına özen göstermelidir. Buna karşılık  katı halde bulunan asitlerin yakıcılık ve aşındırıcılık özelliği bu kadar  kuvvetli değildir. Kimyasal olarak birbirinin kaşıtı olan asitler ile bazlar  arasındaki tepkimlere “nötrleşme” ya da “yansızlaşma” tepkimesi denir. Böyle bir  tepkimenin sonucunda tuz denen bir bileşik ile su oluşur.</p>
<p><span style="color: red;">Asit Katalizörü:</span> Petrol Hidrokarbonlarının benzine ve benzeri  ürünlere dönüştürülmesi gibi, sanayide önem taşıyan birçok tepkimeden asit  katalizörlerden yararlanılır. Örneğin molekül ağırlığı yüksek hidrokarbonların  parçalanmasında (karking) aluminyum-silisyum dioksit (Brønsted-Lowry asitleri),  doymamış hidrokarbonların polimerleştirilmesinde sülfürik asit ya da hidrojen  flüorür (Brønsted-Lowry asitleri), alifatik hidrokarbonarın  izomerleştirilmesinde aluminyum klorür (Lewis asidi) gibi asit katalizörler  kullanılır.</p>
<p><span style="color: red;">Kullanım Alanları:</span> Bazı asitler ağır  yanıklara yol açarken bazıları yalnızca ağrı verir. Örneğin karınca ve arı gibi  böceklerin ya da ısırganotu gibi bitkilerin salgıları ağrı verici asitlerdir.  Öte yandan bazı asitlerin öldürücü bir zehir olmasına karşılık bazıları zarasız,  hatta meyve asitleri gibi tadı ve kokusu hoş maddelerdir. Üzümde de, şarap  dinlendirilen fıçılarda krem tarta biçiminde çökelen ve kabartma tozu yapımında  kullanılan tartarik asit bulunur.<br />
Üstelik, canlıların vücudunda gelişen  kimyasal süreçlerin hemen hepsi hücrenin ya da tüm organizmanın asit-baz  dengesiyle yakından ilişkilidir; toprağın ve suyun asit ya da baz niteliğinde  olması da bitkilerin ve hayvanların yaşamında büyük önem taşır. Asit olarak  tanımlanan maddeler, mineral asitler olarak da bilinen inorganik maddeleri  (sülfürik, nitrik, hidroklorik, fosforik asitler) ve karboksilik asit, sülfonik  asit ve fenol gruplanının üyesi olan organik bileşikeleri içerecek kadar  geniştir. Asit anhidriti denen susuz asitlerin en bilnen örnekleri ise kükürt  trioksit , aluminyum klorür ve bor triflüorüdür.<br />
Bitki ve hayvanlardan elde  edilen asitlere organik asitler denir. Ama bu asitlerin hepsi yukarıda anılan  meyve asitleri gibi zarasız maddeler değildir. Örneğin kuzukulağında, reventte  ve bazı başka bitkilerde bulunun oksalik asit oldukça zehirlidir. Acıbademde ve  şeftali çekirdeğinde az miktarda bulunan prusik asit ise sinyanür içerdiği için  çok kuvvetli bir zehirdir.<br />
İnorganik ya da mineral asitler arasında en  önemlileri, sanayi kimyasının temel maddeleri olan sülfürük, hidroklorik ve  nitrik asitlerdir. İnorganik asitler, özellikle sülfürik, hidroklorik ve nitrik  asitler sanayide büyük ölçüde üretilir ve tüketilir. Örneğin süfürik asit gübre,  petrol üretiminin artırılmasında, pil, patlayıcı ve plastik maddelerin yapımında  çok kullanılır. Kezzap adıyla bilnen pitrik asit ise patlayıcı madde, ilaç ve  boya sanayilerinin temel maddelerinden biridir.<br />
Asit boyarmaddeler olarak da  bilinir, bileşim yoluyla hazırlanmış (sentekik), parlak renkli, organik  bileşikler grubu; molekülünde, biri asit yapısında (örneğin bir karboksil  grubu), öbürü renk verici (örnğ. bir azo ya da nitro grubu) olmak üzere iki ayrı  atom grubu bulunur. Dokumaların boyanmasında asit boyların genellikle sodyum  tuzları kullanılır; özellikle yün dokumada iyi sonuç veren, ayrıca ipekte ve  bazen boyayı sabitleştiren bir mordanla (boyasaptar) birlikte pamuk ve yapay  ipekte de kullanılan bu bayarmaddelerle parlak ve genellikle kolay solmayan çok  çeşitli renkler elde edilebilir.<br />
Formik Asit (HCOOH): Bakterilere küf ve  mayalara etki eder. Mikrobik bozunmayı önlemek için gıdalarda koruyucu olarak  kullanılır. Karınca salgısında bol miktarda bulunur.<br />
Asetik Asit (CH₃COOH):  Sirke asidi olarak bilinir. Asetik astitin % 5-8 likçözeltisi sirke olarak  kullanılır. Asetik asit birçok endüstri maddesinin kullanılmasında kullanılır.  Tahriş edici bir kokuya sahip bir sıvıdır. Alür asetat tuzu, taze kesilmiş  yaralarda kan dindirici olarak kullanılır.<br />
Sorbik Asit (HC₆H₇O₂): Küf ve  mayaların gelişmesine engel olur. Bu özelliğinden dolayı yiyeceklerde  antimikrobik koruma olarak kullanılır. Kokusu lezzeti yoktur.<br />
Sülfürik Asit  (H₂SO₄): Endüstride kullanılan en önemli asit ve dünyada en çok üretilen  kimyasallardan biridir. SO₂ kullanılarak Kontakt metodu denilen bir metotla  üretilir. Endüstride birçok alanda kullanılan bu asit, özellikle gübre  üretimindei amonyum sülfat üretiminde, patlayıcı yapımında, boya sanayinde,  petrokimya sanayinde kullanılmaktadır.<br />
Benzoik Asit (C₆H₅COOOH): Beyaz  tenkli iğne ve yaprakçık görünümünde bir maddedir. Gıdalarda mikrobik bozunmayı  önlemek için kullanılır. En çok kullanıldığı alanlar, meyva suyu, marmelat,  reçel, gazlı içecekler, turşular ve benzeri ürünlerdir. Benzoik asit, bir çok  bitkinin yaprak, kabuk ve meyvelerinde bulunur. Bu asit genellikle sodyum tuzu  olarak (Sodyum benzoat) kullanılır. İlave edildiği bitkinin tadını  etkiler.<br />
Folik Asit: Folik asit dokularında az da olsa bulunur. Folik asit en  çok koyu yeşil yapraklı sebzeler ve gıdalarda kullanılan hayvanların böbrek ve  karaciğerleninde bulunur. Biftek, hahubat, sebzeler, domates ve sütte az  miktarda bulunur. Folik asit eksikliğinde vücutta anemi (kansızlık) ortaya  çıkar.<br />
Hidrojen Sülfür (H₂S): Renksiz bir gazdır. Kokmuş yumurtayı andıran  bir kokusu vardır. Çok zehirlidir. Uzun zaman solunduğunda insanı öldürebilir.  Havada seyreltik olarak bulunduğunda yorgunluk ve baş ağrısı yapar.<br />
Nitrik  Asit (HNO₃): Nitrik asit, dinamit yapımında kullanılır. Nitrik asitin gliserin  ile reaksiyonundan nitrogliserin meydana gelir. Ayrıca nitrik asit NH₄NO₃ içeren  gübrelerin üretiminde kullanılır.<br />
Fosforik Asit (H₃PO₄): Saf fosforik asit,  renksiz kristaller halinde bir katıdır. Fosforik asit, en çok fosfatlı  gübrelerin yapımında ve ilaç endrüstrisinde kullanılır.<br />
Hidroflorik Asit  (HF): Hidoflorik asit yüksek oktanlı benzin yapımında, sentetik kriyolit  (Na₃AIF₆) imalatında kullanılır.Ayrıca hidrflorik asit camların üzerine şekiller  yapmak için kullanılır. Bu iş için, önce cam eşya bir parafin tabakası ile  kaplanır. Sonra parafinin üzerine bir çelik kalem ile istenen şekil çizilir. Bu  çizgilere hidrojen florür gaz çözeltisi tatbik edilir. Camdaki parafin  temizlendikten sonra camda yalnız sabit şekiller kalır.<br />
Hidrosinyatik Asit  (HCN): Tabiatta bulunan zehirlerin en kuvvetlisidir. HCN’nin kokusu şeftali  çekirdeği içi kokusuna benzer. Metreküpte 34 miligram HCN varlığında kokusu  hissedilir. Öldürücü dozu konsantrasyonuna bakıldığında; Mesela, 200 mg/m³  konsantrasyonda öldürücü doz 2000 mg dk/m³  tür.</strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong></div>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fasitler-ve-kullanim-alanlari%2F', 'asitler+ve+kullan%C4%B1m+alanlar%C4%B1')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fasitler-ve-kullanim-alanlari%2F', title: 'asitler+ve+kullan%C4%B1m+alanlar%C4%B1' });" title="asitler ve kullanım alanları" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/asitler-ve-kullanim-alanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan-turleri/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan-turleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 17:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33326</guid>
		<description><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü,çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar,çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri</strong></p>
<p><strong>Su Kirliliği<br />
</strong></p>
<p><strong>Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.<br />
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz&#8217;deki kirlenme nedeniyle <span style="color: #ff0000;">hamsi ve diğer balık türleri </span>giderek azalmaktadır. <span style="color: #ff0000;">Istakozların larva</span> halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.<br />
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir</strong></p>
<p><strong><a  href="http://www.biyolojidunyasi.com/Cevre_Kirliligi.asp">kaynak</a></strong></p>
<p class="baslik" align="justify"><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSAN, BİTKİ VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİLERİ</strong></strong></span></p>
<p align="justify"><strong>Hayvanın ve suların pislenmesi gürültünün artması doğal çevre, insanlar ve hayvanlar üzerinde birtakım olumsuzluklar oluşturmaktadır.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Taşıtların çalışması esnasında havaya atılan egzoz gazının içerisin de azot, karbon bileşikleri ile tam yanmamış hidrokarbon bileşikleri vardır. Hidrokarbon bileşiklerinden en önemlileri aldehitler, peroksitler ve benzendir. Ayrıca vuruntu önleyici olarak katılan kurşundur. has bileşikleri içerisinde yer alan azot monoksit ve azot dioksitin çözükleri; çok düşük olması sebebiyle akciğer alvoelleri üzerine çökerek akciğer amfizemine yol açmaktadır. Azot bileşikleri bitkiler üzerinde çok yüksek değişimlerde ve uzun sürede ortaya çıkar. Atmosferin alt katmanlarında mor ötesi ışınlar ve tam yanmamış hidrokarbonlar, nitrat bileşikleriyle beraber birleşerek normale göre bitkiler için 1000 kez daha zehirlidir. Karbonmonoksit gazı yüksek oranda solunum yapıldığında boğulma olaylarına yol açar. Bu durumda kapalı yerlerde araçların çalıştırılmaması gerekmektedir. kurşun ise böbrek, kan ve beyin lezyonlarına yol açar. Motor egzozundan çıkan kükürt bileşikleri ise, su buharı ile birleşerek sülfürik asit meydana getirir. Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için kurşunsuz benzin üretimi ve tüketimine ağırlık verme çalışmaları devam etmekte ve araçlarda doğalgaz, LPG kullanılmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ayrıca araçların bakımlarının zamanında yapılması ve egzoz muayenesi gelen araçların egzoz muayenelerinin zamanında yapılması gerekmektedir. Fabrika atıkları, şehirlerin kanalizasyonları; tarım ilaçları, asit yağmurları yeraltı ve yerüstü sularını kirletmektedir. Bunlar için fabrikalara ve kanalizasyonlara arıtma tesislerinin yapılması gerekmektedir. Gürültü kişiler üzerinde psikolojik ve ruhsal çöküntüler yaratmaktadır. Bunun için kanuni düzenlemeler yapılmakla beraber çevre konusunda gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir.</strong></p>
<p align="justify"><strong><a  href="http://www.sempatisurucukursu.com/cevre_bilgisi.asp">kaynak</a><br />
</strong></p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan-turleri%2F', '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finde+zarar+g%C3%B6ren+hayvan+t%C3%BCrleri')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan-turleri%2F', title: '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finde+zarar+g%C3%B6ren+hayvan+t%C3%BCrleri' });" title="çevre kirliliğinde zarar gören hayvan türleri" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan-turleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvanlar/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 16:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33324</guid>
		<description><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü,çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar</strong></p>
<p><strong>Su Kirliliği<br />
</strong></p>
<p><strong>Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.<br />
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz&#8217;deki kirlenme nedeniyle <span style="color: #ff0000;">hamsi ve diğer balık türleri </span>giderek azalmaktadır. <span style="color: #ff0000;">Istakozların larva</span> halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.<br />
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir</strong></p>
<p><strong><a  href="http://www.biyolojidunyasi.com/Cevre_Kirliligi.asp">kaynak</a></strong></p>
<p class="baslik" align="justify"><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSAN, BİTKİ VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİLERİ</strong></strong></span></p>
<p align="justify"><strong>Hayvanın ve suların pislenmesi gürültünün artması doğal çevre, insanlar ve hayvanlar üzerinde birtakım olumsuzluklar oluşturmaktadır.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Taşıtların çalışması esnasında havaya atılan egzoz gazının içerisin de azot, karbon bileşikleri ile tam yanmamış hidrokarbon bileşikleri vardır. Hidrokarbon bileşiklerinden en önemlileri aldehitler, peroksitler ve benzendir. Ayrıca vuruntu önleyici olarak katılan kurşundur. has bileşikleri içerisinde yer alan azot monoksit ve azot dioksitin çözükleri; çok düşük olması sebebiyle akciğer alvoelleri üzerine çökerek akciğer amfizemine yol açmaktadır. Azot bileşikleri bitkiler üzerinde çok yüksek değişimlerde ve uzun sürede ortaya çıkar. Atmosferin alt katmanlarında mor ötesi ışınlar ve tam yanmamış hidrokarbonlar, nitrat bileşikleriyle beraber birleşerek normale göre bitkiler için 1000 kez daha zehirlidir. Karbonmonoksit gazı yüksek oranda solunum yapıldığında boğulma olaylarına yol açar. Bu durumda kapalı yerlerde araçların çalıştırılmaması gerekmektedir. kurşun ise böbrek, kan ve beyin lezyonlarına yol açar. Motor egzozundan çıkan kükürt bileşikleri ise, su buharı ile birleşerek sülfürik asit meydana getirir. Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için kurşunsuz benzin üretimi ve tüketimine ağırlık verme çalışmaları devam etmekte ve araçlarda doğalgaz, LPG kullanılmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ayrıca araçların bakımlarının zamanında yapılması ve egzoz muayenesi gelen araçların egzoz muayenelerinin zamanında yapılması gerekmektedir. Fabrika atıkları, şehirlerin kanalizasyonları; tarım ilaçları, asit yağmurları yeraltı ve yerüstü sularını kirletmektedir. Bunlar için fabrikalara ve kanalizasyonlara arıtma tesislerinin yapılması gerekmektedir. Gürültü kişiler üzerinde psikolojik ve ruhsal çöküntüler yaratmaktadır. Bunun için kanuni düzenlemeler yapılmakla beraber çevre konusunda gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir.</strong></p>
<p align="justify"><strong><a  href="http://www.sempatisurucukursu.com/cevre_bilgisi.asp">kaynak</a><br />
</strong></p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvanlar%2F', '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finde+zarar+g%C3%B6ren+hayvanlar')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvanlar%2F', title: '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finde+zarar+g%C3%B6ren+hayvanlar' });" title="çevre kirliliğinde zarar gören hayvanlar" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>çevre kirliliğinde zarar gören hayvan</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 16:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören hayvan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33322</guid>
		<description><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören hayvan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü</strong></p>
<p><strong>Su Kirliliği<br />
</strong></p>
<p><strong>Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.<br />
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz&#8217;deki kirlenme nedeniyle <span style="color: #ff0000;">hamsi ve diğer balık türleri </span>giderek azalmaktadır. <span style="color: #ff0000;">Istakozların larva</span> halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.<br />
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir</strong></p>
<p><strong><a  href="http://www.biyolojidunyasi.com/Cevre_Kirliligi.asp">kaynak</a></strong></p>
<p class="baslik" align="justify"><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN İNSAN, BİTKİ VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİLERİ</strong></strong></span></p>
<p align="justify"><strong>Hayvanın ve suların pislenmesi gürültünün artması doğal çevre,  insanlar ve hayvanlar üzerinde birtakım olumsuzluklar oluşturmaktadır.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Taşıtların çalışması esnasında havaya atılan egzoz gazının  içerisin de azot, karbon bileşikleri ile tam yanmamış hidrokarbon bileşikleri  vardır. Hidrokarbon bileşiklerinden en önemlileri aldehitler, peroksitler ve  benzendir. Ayrıca vuruntu önleyici olarak katılan kurşundur. has bileşikleri  içerisinde yer alan azot monoksit ve azot dioksitin çözükleri; çok düşük olması  sebebiyle akciğer alvoelleri üzerine çökerek akciğer amfizemine yol açmaktadır.  Azot bileşikleri bitkiler üzerinde çok yüksek değişimlerde ve uzun sürede ortaya  çıkar. Atmosferin alt katmanlarında mor ötesi ışınlar ve tam yanmamış  hidrokarbonlar, nitrat bileşikleriyle beraber birleşerek normale göre bitkiler  için 1000 kez daha zehirlidir. Karbonmonoksit gazı yüksek oranda solunum  yapıldığında boğulma olaylarına yol açar. Bu durumda kapalı yerlerde araçların  çalıştırılmaması gerekmektedir. kurşun ise böbrek, kan ve beyin lezyonlarına yol  açar. Motor egzozundan çıkan kükürt bileşikleri ise, su buharı ile birleşerek  sülfürik asit meydana getirir. Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için  kurşunsuz benzin üretimi ve tüketimine ağırlık verme çalışmaları devam etmekte  ve araçlarda doğalgaz, LPG kullanılmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir.  Ayrıca araçların bakımlarının zamanında yapılması ve egzoz muayenesi gelen  araçların egzoz muayenelerinin zamanında yapılması gerekmektedir. Fabrika  atıkları, şehirlerin kanalizasyonları; tarım ilaçları, asit yağmurları yeraltı  ve yerüstü sularını kirletmektedir. Bunlar için fabrikalara ve kanalizasyonlara  arıtma tesislerinin yapılması gerekmektedir. Gürültü kişiler üzerinde psikolojik  ve ruhsal çöküntüler yaratmaktadır. Bunun için kanuni düzenlemeler yapılmakla  beraber çevre konusunda gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir.</strong></p>
<p align="justify"><strong><a  href="http://www.sempatisurucukursu.com/cevre_bilgisi.asp">kaynak</a><br />
</strong></p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan%2F', '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finde+zarar+g%C3%B6ren+hayvan')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan%2F', title: '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finde+zarar+g%C3%B6ren+hayvan' });" title="çevre kirliliğinde zarar gören hayvan" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginde-zarar-goren-hayvan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>çevre kirliliğinden zarar gören bir hayvan türü</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginden-zarar-goren-bir-hayvan-turu/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginden-zarar-goren-bir-hayvan-turu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 16:54:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33319</guid>
		<description><![CDATA[çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>çevre kirliliğinde zarar gören bir hayvan türü<br />
</strong></p>
<p><strong>Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.<br />
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz&#8217;deki kirlenme nedeniyle <span style="color: #ff0000;">hamsi ve diğer balık türleri </span>giderek azalmaktadır. <span style="color: #ff0000;">Istakozların larva</span> halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.<br />
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir</strong></p>
<p><strong><a  href="http://www.biyolojidunyasi.com/Cevre_Kirliligi.asp">kaynak</a><br />
</strong></p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginden-zarar-goren-bir-hayvan-turu%2F', '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finden+zarar+g%C3%B6ren+bir+hayvan+t%C3%BCr%C3%BC')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fcevre-kirliliginden-zarar-goren-bir-hayvan-turu%2F', title: '%C3%A7evre+kirlili%C4%9Finden+zarar+g%C3%B6ren+bir+hayvan+t%C3%BCr%C3%BC' });" title="çevre kirliliğinden zarar gören bir hayvan türü" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/cevre-kirliliginden-zarar-goren-bir-hayvan-turu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meyvelerde hangi elementler bulunur?</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/meyvelerde-hangi-elementler-bulunur-2/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/meyvelerde-hangi-elementler-bulunur-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 12:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Meyvelerde hangi elementler bulunur?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=33133</guid>
		<description><![CDATA[Meyvelerde hangi elementler bulunur?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meyvelerde hangi elementler bulunur?</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">(özellikle aradığınız bir meyve varsa lütfen bildiriniz)</span></span></strong></p>
<p>Meyveler:</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Elma</span></p>
<p><strong>ELMA:</strong> Kırmızı ve yeşil renklerde çok besleyici bir meyve olan elmada A, C, E ve B grubu vitaminlerin yanı sıra kalsiyum, potasyum, magnezyum, fosfor ve sodyum gibi mineraller ve çeşitli organik asitler bulunur. Bu nedenle günde 1 elma dahi günlük vitamin ve mineral ihtiyacının büyük bir kısmını karşılamaya yeterlidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Portakal</span></p>
<p><strong>PORTAKAL:</strong> Başta C vitamini olmak üzere P, B ve E vitaminleri ile fosfor, magnezyum ve potasyum minerali açısından zengindir. Bakır, çinko, demir, bakır ve manganez mineralleri ile protein de bulunur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Mandalina:</strong></span> Ilıman iklimlerde yetişen tatlı, sulu ve hoş kokulu bir meyve olan mandalina, portakal ile benzer özellikler taşır ve özellikle C vitamini açısından zengindir. Ayrıca, A ve B grubu vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum, demir, brom ve fosfor minerallerini içerir. Mandalinanın kabuğu ise P vitamini açısından zengindir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Mersin Ağacı (Myrtus communis)</span>:</strong> 2-3 metreye kadar boylanabilen, mor renkte meyveleri olan, beyaz çiçekli bir ağaçtır. Yaprakları uçucu yağ, tanen, reçine ve acı madde; meyvesi yine uçucu yağ ve tanen ile şekerler ve organik asitler içerir. Mersin yağı ise terpen, pinen, myrtol gibi maddeler içermektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Muşmula Ağacı ve Meyvesi </strong></span></p>
<p>beyaz ve pembe renklerde çiçekler açan bir ağaç ve bu ağacın buruk tatlı meyveleridir. Muşmula meyvesi C vitamini ile karoten ve çeşitli mineraller içerir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>MUZ:</strong></span> B6 vitamini, potasyum ve folik asit (B9 vitamini) bakımında çok zengin bir besin olan muzda B1, B2, C, D, E ve P vitaminleri ile magnezyum, bakır, demir ve fosfor mineralleri de bulunur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Üzüm</span></p>
<p><strong>ÜZÜM:</strong> Dünyanın en yaygın ve sevilen meyvelerinden biri olan üzüm, besin değerleri bakımından da oldukça zengindir. Bol miktarda <a  href="http://tr.mydearbody.com/vitaminler/b12-vitamini.html">B vitaminleri</a> ile <a  href="http://tr.mydearbody.com/vitaminler/c-vitamini.html">C vitamini</a> içeren üzüm, E vitamini ile potasyum, kalsiyum, magnezyum, sodyum, fosfor, demir ve kükürt <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/index.html">minerallerini</a> de içinde barındırır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Mango</span><br />
Sarı ve turuncu arasında değişen bu hoş kokulu meyvenin tadına en çok olgunken varabilirsiniz. Mümkün olduğunca çiğ olarak tüketin.<br />
Besin değeri: C vitamini, Provitamin A ve B vitamininin tüm türlerini içerir. B vitaminleri sinirler, cilt ve saçlar için çok yararlıdır.<br />
Önerimiz: Buzdolabında saklamayın. Oda sıcaklığında olgunlaşmasını bekleyin.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Limon</span><br />
Limon asidi yönünden zengin olan bu meyve, hazmı kolaylaştırır. Olgunlaşmış limonun suyu ise kalbi güçlendirir.<br />
Besin değeri:C vitamini, magnezyum ve bakır içerir. Soğukalgınlığı ve strese karşı birebirdir.<br />
Önerimiz: C vitamini oranı daha yüksek olduğundan iyice sararmış olan limonları almayı tercih edin.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">ARMUT:</span> Beyaz çiçekli bir ağacın yumuşak, sulu ve tatlı meyvesidir. Armut, sarı-yeşil arası renklerde, lifli, hazmı kolay ve mineral açısından oldukça zengin bir meyvedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>AVOKADO:</strong></span> Enerji değeri yüksek bir meyve olan Avokado yağ ve protein açısından da oldukça zengindir. Ayrıca bol miktarda A ve E vitamininin yanında B grubu vitaminleri ve potasyum gibi mineralleri içinde barındıran besleyici bir besindir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Ayı Üzümü (Vaccinium arctostaphylos)</span>:</strong> 2 metreye kadar boylanabilen, kırmızı çiçekli, meyveleri siyahımsı renkte bir bitki olan Ayı Üzümü, Trabzon Çayı olarak da bilinir. İçerisinde çeşitli organik asitler, tanen ve arbutin bulunur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>AYVA:</strong></span> İri ve pembe renkte çiçekler açan ayvanın meyvesi sarı renkli, tüylü, ufak çekirdekli, iri ve serttir. Ayva, özellikle A ve B vitaminleri açısından oldukça zengin bir meyvedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ÇİLEK:</strong> </span>Pembe renkli ve kokulu bir bitki olan çilek oldukça yararlı ve besleyici bir meyvedir. Çilekte bol miktarda demir ve fosfor bulunmaktadır. Ayrıca C, B ve K vitamini açısından da zengindir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Çoban Üzümü (Vaccinium myrtillus)</span>:</strong> Yeşilimsi renklerde çiçekler açan, meyveleri koyu kırmızı olan, ortalama 30 cm boyunda bir bitkidir. Meyvesi çeşitli meyve asitleri, A ve C vitaminleri ile pektin, tanen, şekerler ve boya maddesi içerir. Yaprakları ise tanen, arbutin ve hydrochinon barındırır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ERİK:</strong></span> A, C ve B grubu vitaminleri ile potasyum, magnezyum, fosfor ve demir mineralleri açısından zengin bir meyvedir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Greyfurt (Citrus paradisi)</span>:</strong> Bol miktarda C vitamini barındırmasının yanında, A ve B gurubu vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, bakır, sodyum ve fosfor mineralleri açısından da zengin bir meyvedir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Hurma Ağacı ve Meyvesi (Phoenix dactylifera)</span>:</strong> Dekoratif yapraklı bir palmiye türü olan Hurma Ağacı, tropikal ve ılıman iklimlerde yetişen bir ağaçtır. Besleyici değeri oldukça yüksek olan Hurmanın meyvesi, en temel <a  href="http://tr.mydearbody.com/vitaminler/index.html">vitaminleri</a>, özellikle de B9 yani Folik Asit, ve <a  href="http://tr.mydearbody.com/beslenme/proteinler.html">proteinleri</a> bünyesinde barındırır. Ayrıca <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/kalsiyum-minerali.html">kalsiyum</a>, <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/magnezyum-minerali.html">magnezyum</a>, <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/potasyum-minerali.html">potasyum</a>, <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/fosfor-minerali.html">fosfor</a>, <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/demir-minerali.html">demir</a> ve <a  href="http://tr.mydearbody.com/mineraller/sodyum-minerali.html">sodyum</a> mineralleri ile meyve şekeri açısından da zengin bir besindir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İNCİR:</strong> </span>Çok lifli bir besin olan incir A, C ve B vitaminlerinin yanında sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve demir mineralleri açısından oldukça zengindir. Ayrıca, özellikle kuru incirde omega-3 ve omega-6 yağ asitleri ve protein bulunur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KARPUZ:</strong> </span>Sıcak yaz günlerinde içerdiği su oranı ile susuzluğa ilaç gibi gelen karpuz daha çok sıcak iklimlerde yetişen, sarı renkli çiçekler açan, iri meyveli bir bitkidir. Karpuzun kalori oranı düşüktür. %90�ı su olan Karpuz, vücudun sıvı ihtiyacını büyük oranda karşılamasının yanında, B ve C vitamini ile sodyum, kalsiyum, potasyum ve demir mineralleri açısından zengin bir meyvedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KAVUN:</strong></span> Büyük yapraklı, sarı çiçekli, sürüngen bir bitki olan kavun sulu ve kokuludur. Bol miktarda su barındırmasının yanında A ve C vitaminlerince de zengin bir besindir. Ayrıca iyot ve krom gibi mineralleri de içinde barındırır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KAYISI:</strong> </span>A, B, C ve P vitamini açısından zengin bir meyve olan kayısı aynı zamanda bol miktarda demir içerir. Ayrıca magnezyum, kalsiyum, fosfor, kükürt, bakır, krom ve manganez mineralleri açısından da zengindir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kızılcık:</strong></span> 5-6 metre yüksekliğinde, çalı şeklinde sarı çiçekli bir ağaç olan kızılcık ağacının kırmızı renkli ve oval meyvesi C vitamini açısından çok zengindir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KİRAZ:</strong></span> A, C ve B vitaminleri ile potasyum, magnezyum, sodyum, kireç, çinko ve demir mineralleri bulunan kiraz, sulu ve şekerli bir meyvedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KİVİ:</strong></span> A ve C vitaminleri ile potasyum açısından çok zengin bir meyve olan kivi, ayrıca kalsiyum, demir ve magnezyum gibi mineraller açısından da zengindir. Besleyici değeri yüksek bir besin olan kivinin bir tanesi ile günlük A ve C vitamini ihtiyacı karşılanabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Koruk:</strong></span> Olgunlaşmamış ham üzüme koruk, diğer adıyla ekşi <a  href="http://tr.mydearbody.com/sifali-bitkiler/uzum.html">üzüm</a> denir. Ekşi tadı içeriğindeki elma asidi ve tartarik asitten kaynaklanmaktadır. Ayrıca, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi mineraller içerir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KUŞBURNU:</strong></span> Başta C vitamini olmak üzere bol miktarda vitamin ve mineral içeren çok besleyici bir besindir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>NAR:</strong></span> Potasyum ve demir minerali ile C vitamini açısından çok zengin bir meyve olan nar, B1, B2 vitaminleri ile kalsiyum ve fosfor minerallerini de barındırır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ŞEFTALİ:</strong></span> B ve C vitaminleri ile potasyum açısından zengin bir meyvedir. Ayrıca A vitamini ile kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir ve fosfor minerallerini de barındırır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Vişne:</strong></span> Kiraza benzeyen ve tadı kiraz tadından daha ekşi olan bir meyvedir. Tam bir vitamin ve mineral deposu olan vişne, A ve C vitaminleri ile sodyum, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri açısından zengindir. Kiraz vişne ile benzer özellikler taşır.</p>
<p>ahududu<br />
Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.</p>
<p>ayva<br />
İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.</p>
<p><strong>BADEM ve BADEM YAĞI:</strong> Pembe ve beyaz renklerde çiçekler açan Badem Ağacının meyvesi, olgunlaştıktan sonra sert bir kabukla kaplanır. Acıbadem ve Tatlı badem olmak üzere başlıca iki çeşidi vardır. Bademin, diğer kabuklu yemişler gibi, besin değerleri son derece yüksektir. İçerisinde bol miktarda E Vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor bulunmaktadır. Bademin ezilerek yağı elde edilir.</p>
<p>ceviz<br />
Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Bitki bilimcilere göre bol miktarda A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile Chinon Juglon adlı aktif madde içeren cevizin hem içi, hem ağacının kabukları hem de yaprakları pek çok sağlık sorununa iyi geliyor. Her sabah kahvaltıda bir miktar ceviz içi yenmesinin zekayı geliştirdiğini belirten uzmanlar, yeşil ceviz meyvelerinin kabukları kaynatılarak içildiğinde erkeklerde cinsel gücü artırdığını belirtti. Vücudu besleyip güçlendiren cevizin yararlarından bazıları şöyle sıralanıyor: ? Nasırlar üzerine konulan ceviz yağı zamanla bunların yok olmasını sağlar. ? Taze dalların kabukları ve meyvelerinin kabukları ile karıştırılıp kaynatılarak elde edilen sıvı mideyi kuvvetlendirir. ? Ceviz yapraklarından yapılan çay iştah açar, mideyi kuvvetlendirir, boğaz hastalıklarına iyi gelir. ? Bir miktar ceviz yaprağı banyo suyuna karıştırılırsa cilt hastalıklarına iyi gelir. ? Ceviz yaprakları pişirilerek çıbanların üzerine sarılırsa iyileşmesini sağlar. ? Ceviz yağı yüz lekelerinin üzerine sürülüp masaj yapılırsa lekeler yok olur.</p>
<p>çamfıstığı<br />
Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.</p>
<p>çilek<br />
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.</p>
<p>dut<br />
Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.</p>
<p>dut meyvası<br />
Fructus Mori nigri Meyvalardan hazırlanan şurup, gargara halinde, ağız ve boğaz hastalıklarına (pamukçuk) karşı kullanılır.</p>
<p>elma<br />
Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.</p>
<p>enginar<br />
Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde <a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with bulunan" rel="tag" href="../tag/bulunan/">bulunan</a> Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikler.</p>
<p>fındık<br />
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar.</p>
<p>greyfurt<br />
C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar.</p>
<p>hindistancevizi<br />
İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.</p>
<p>hurma<br />
Kalbimizin yeni dostu bulundu: Hurma Bugüne dek kalp ve damar hastalıklarından korunmada elmanın sihirli gücü biliniyordu. İsrailli bilimadamları kalbin gerçek dostunun hurma olduğunu kanıtladı. İsrailli bilim adamları, hurmanın, kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önerilen elmadan daha etkili olduğunu açıkladılar. İsrail’de yapılan bir araştırmada, elma ve hurmanın yararları karşılaştırıldı. Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğunu söyleyen bilim adamları, elmada daha fazla bakır ve çinko bulunduğunu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadan iki kat fazla olduğunu belirttiler. Bilim adamları, düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltan bu <a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with meyvelerin" rel="tag" href="../tag/meyvelerin/">meyvelerin</a> içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğunu kaydettiler.</p>
<p>karpuz<br />
Vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur.</p>
<p>kavun<br />
Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları (çekirdekleri) de tıbbi olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.</p>
<p>kayısı<br />
Çekirdeklerinden yağ elde edilir. Etli meyvesi şeker, organik asitler ve C vitamini ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Çekirdek içinden elde edilen yağ badem yağı yerine, yaprakları derelerde balıkları sersemleterek tutmak için kullanılır.</p>
<p>kestane<br />
Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.</p>
<p>kızılcık<br />
Kızılcık meyvelerinden ezme, marmelat, meyve suyu yapılır. Kabız edici özelliği vardır. Gıda olarak istifade edildiği gibi kabukları ateş düşürücü olarak kullanılır.</p>
<p>kiraz<br />
Aspirin yerine kiraz Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. Michigan eyaletinde yaşayanlar, bu yörede çok yetiştiğinden, bol bol kiraz yiyorlar. Kimileri bu meyvenin gut ve mafsal iltihabından kaynaklanan ağrılara birebir olduğunu ileri sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Muraleedharan Nair kirazda <a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with bulunan" rel="tag" href="../tag/bulunan/">bulunan</a> ve ”antosiyanin” olarak bilinen kırmızı renkteki kimyasalların bu etkiyi yaratabileceğine dikkat çekiyor. Nair ve ekibi genelde uygulanana deneylerden yararlanarak söz konusu belişimlerin aspirin ve ibuprofen gibi ağrı kesicilerde <a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with bulunan" rel="tag" href="../tag/bulunan/">bulunan</a> enzimleri içerip içermediğini araştırdı. Ardından kimyasalların serbest radikallerin zararlı etkilerini yok edici özelliklerini inceleyerek bunları vitaminlerle karşılaştırdı. Sonuçta, 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda <a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with bulunan" rel="tag" href="../tag/bulunan/">bulunan</a> antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair’e göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor.</p>
<p>kivi<br />
Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.</p>
<p>muz<br />
Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler.</p>
<p>nar<br />
Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Mide, bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.</p>
<p>portakal<br />
Antioksidantlar ile dolu bir meyve. Kanseri önleyici olarak bilinen bütün maddeleri içeriyor. Ayrıca bol miktarda C vitamini içeriyor. Kilo almaya engel olur. Kandaki kolestorolü düşürür.Vucüdun C vitamini, potasyum, protein, B ve E vitaminleri ile kalp hastalıkları ve antikanserojen maddeler ile kanser riskini azaltıyor, kolestorolü düşürüyor</p>
<p>şeftali<br />
Çiçekleri kabızlığı giderir ve barsak solucanlarını düşürür. Meyvesi hazmı kolaylaştırır.İdrar yollarını temizler. Bol miktarda idrar söktürür. Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir. Safra kesesi ve böbrekler için faydalıdır.</p>
<p>vişne<br />
İshali keser. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir.</p>
<p>yeralması<br />
Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir?</p>
<p>Ayrıca mineraller hakkında bilgi edinmek için şu konuya bakın</p>
<p><a  href="http://www.guzelhobiler.com/bakim-saglik/beslenme/insan-vucudundaki-hazine-mineral-maddeler/">İnsan Vücudundaki Hazine Mineral Maddeler</a></p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fmeyvelerde-hangi-elementler-bulunur-2%2F', 'Meyvelerde+hangi+elementler+bulunur%3F')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fmeyvelerde-hangi-elementler-bulunur-2%2F', title: 'Meyvelerde+hangi+elementler+bulunur%3F' });" title="Meyvelerde hangi elementler bulunur?" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/meyvelerde-hangi-elementler-bulunur-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hücre zarının kalınlığı yaklaşık kaç kilometredir</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucre-zarinin-kalinligi-yaklasik-kac-kilometredir/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucre-zarinin-kalinligi-yaklasik-kac-kilometredir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 21:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hücre zarının kalınlığı yaklaşık kaç kilometredir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=32884</guid>
		<description><![CDATA[hücre zarının kalınlığı yaklaşık kaç kilometredir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hücre zarının kalınlığı yaklaşık kaç kilometredir</p>
<p>SİNİR HÜCRELERİ<br />
Tipik bir sinir hücresinin ortalama sinap sayısı<br />
1.000-10.000<br />
Sinir hücresinin çapı<br />
4 mikrometre (granül hücresi)-100 mikrometre (omurilik motor sinir hücreleri)<br />
Sinir hücresinin çapı<br />
3-18 mikrometre<br />
Zürafa birincil getirici aksonunun uzunluğu (boyun topuk arası)<br />
457 cm<br />
Mürekkep balığı dev aksonunun dinlenme zar potansiyeli<br />
-70 mV<br />
Aksiyon potansiyelinin iletim hızı<br />
0,6-120 m/s<br />
Tek bir sodyum-potasyum pompasının azami taşıma hızı<br />
200 sodyum iyonu/sn; 130 potasyum iyonu/sn<br />
Sodyum-potasyum pompalarının ortalama sayısı<br />
Zar yüzeyinin mikrometrekaresi başına 1000 pompa<br />
Bir küçük nöronda Sodyum-potasyum pompalarının ortalama sayısı<br />
1.000.000<br />
Mürekkep balığı dev aksonundaki sodum-potasyum pompalarının yoğunluğu<br />
300 /mikrometrekare<br />
Mikrotübül çapı<br />
20 nm<br />
Mikrofilamentin çapı<br />
5 nm<br />
Nörofilamentin çapı<br />
10 nm<br />
Sinir hücresi zarının kalınlığı<br />
5 nm<br />
Mürekkep balığı dev aksonunun zar kalınlığı<br />
50-100 Angstrom<br />
Tipik sinaptik yarık mesafesi<br />
10-20 nm<br />
Golgi yöntemiyle boyann toplam nöron yüzdesi<br />
%5<br />
Yavaş aksoplazmik taşıma hızı<br />
2-4 mm/gün (aktin, tubulin)<br />
Orta aksoplazmik taşıma hızı<br />
15-50 mm/gün (mitokondri proteinleri)<br />
Hızlı aksoplazmik taşıma hızı<br />
200-400 mm/gün (peptidler, glikolipidler)<br />
Bir sinaptik kesecikteki sinir ileti madde molekülünün sayısı<br />
10.000-100.000<br />
Sinaptik keseciğin çapı<br />
50 nm (küçük) 70-200 nm (büyük)<br />
Nörofilamentlerin çapı<br />
7-10 nm<br />
Mikrotübüllerin çapı<br />
25 nm<br />
Ranvier boğumları arası uzaklık<br />
150-1500 mikrometre (lifin çapına bağlı)<br />
Miyelin kılıfın yüzde olarak bileşimi<br />
%70-80 lipid; %20-30 protein</p>
<p>Görevleri Gerçekten İmkansız</p>
<p>Dakikada 250.000 yeni hücre oluşturacaklar. Ve 2 yıl gibi kısa bir sürede 100 milyar çalışana sahip bir bilgi işlem şirketi kuracaklar. 60-80 yıl boyunca nüfusları bir daha artmayacak. Bu mucize şirkette izin yok, yeni işe almalar yok. Ölünceye kadar aynı personel çalışmak zorunda. Mesai, 24 saat. Ölen veya hastalananların yeri komşu personelce doldurulacak.<br />
Merkezi Sinir Sisteminin oluşumu ve gelişimi gerçekten inanılmaz ve heyecan vericidir.<br />
Tek hücre sürekli ikiye böyünerek çoğalmaya başlar. Bu ikiye bölünme katlanarak devam eder bir fisyon reaksiyonu gibi. Yorulmak nedir bilmeden bölünmeyi sürdürürler. Önceleri birbirine benzer oluşan bireyler. Fakat zaman gelince farklılaşmaya başlarlar. Ve bunların içinde öyel bir hücre sınıfı gelişmeye başlar ki diğerlerinden çok çok farklıdır. Gövdesinin etrafında uzun ince kollar vardır. Yok yok bu bir kamçılı hayvan örneği değildir. Doğanın en muhteşem hücresidir. Elektrik akımı üretebilir, uyarılabilir, elektriği kimyasala çevirebilir. Dünyaraki ilk günlerinde çoğalma hızı gerçekten muhteşeme bir hızdadır: Dakikada 250.000. Böylesine korkunç bir bölünme hızıyla çoğalmaktadır. Çünkü içinde bulunduğu garantili sıvı ortamdan çıkması çok uzun sürmeyecektir ve bir daha yıllar boyunca asla çoğalamayacaktır. Ancak kendisine eskortluk eden glialleri çoğalabilecektir ve 2 yaşına gelinceye kadar toplam sayıya ulaşmalıdır. Akrabası olan diğer bireyler kadar şanslı değldir. Hasar gördüğünde ya da öldüğünde açığı kapatmak için bölünemeyecetir. İçindeki DNA&#8217;nın saati çok kısa bir süre için bölünmesine izin vermektedir. Oysa o 60-80 belki daha uzun yaşayacaktır. Sayıları yüz milyarlara ulaşıncaya bölünmeye devam ederler. Saniyede 6 trilyon işlem yapabilecek kadar zekidir. Yeryüzünde hiç bir bilgisayar, işlemci onun kadar hızlı değildir. 24 saat bilgi işlem merkezinde çalışır. En büyük yardımcısı glial denen dostlarıdır. Onun ererji ihtiyacını karşılar ve çöplerini döker ve izolasyonunu sağlarlar.<br />
Doğan 100 arkadaşından 40-70 kadarı bilinmeyen bir nedenle ölmektedir üstelik. Ölenlerin yerlerini doldurmak için büyürler ve birbirlerine dallar uzatırlar. Ömürleri boyunca aynı bilgi işlem merkezinde çalışan arkadaşlarının ölmesiyle oluşan boşlukları doldurmak için de aynı taktiği uygulayacaklardır.<br />
Birbirleri ile o kadar sıkı temas haline geçerler ki; aralarındaki dal sayısı 50&#8242;den 10 bine kadar çıkabilir. Elektriksel ve kimyasal yollarla komşuluk ilişkilerini sürdürürler. Bir süper bilgisayar ağının bireyleridir onlar. Network ağlarının patenti DNA&#8217;larına aittir. Üstelik son derece dinamik ve esnek bir yapıdadırlar. Öğrenme ve pratiğe bağlı olarak yeni iş bağlantıları kurmayı sürdürür. Gereksiz bağları iptal ederler. Bunu nasıl başardıkları tam bir sırdır. Türlü casuslarla bu gizem aydınlatılmaya çalışılsa da nöronlar şirket sırlarını dışarı vermemektedir. İş ahlakları mükemmeldir. 24 saat şaşmadan tam kapasite çalışırlar. Koordinasyonu sorunu çok az görülür.<br />
DNA&#8217;larında bir sorun yoksa kendiliklerinden hiç bir rahatsızlıkları olmaz. Ancak dış etkenler onları bu kusursuz işleyişini bozabilir. Beyin adı verilen şirketlerinin sık görülen bir kaç iflas durumu vardır. Parkinson, Alzheimer, ALS, Epilepsi, Felç gibi&#8230; Bazı şirketler ise daha kuruluştan sorunludur. Bunun nedeni yine içlerindeki DNA &#8216;da yatar. Onlar dünya üzerindeki bilgisayarlar gibi hantal değildir. Bir bilgisayarın içindeki parçaların kendiliğinden manalı bir içimde şekil değiştirdiği görülmemiştir. Ama bu 100 milyar çalışanlı şirket üyeleri durumlara adaptasyon ve öğrenmede neredeyse sınırsız yetenektedirler. Ve akrabaları olan diğer hücrelerin hiç biri onların yaptığı elektrisel uyarıyı yapamaz. Onlar nöronlardır. Başlangıçta akıl almaz hızla çoğalırlar ama 20. yaşlarından sonra iyi kullanılmazlarsa hızla sayıları azalır. Ölen üyelerin yeri mümkün olduğu kadar fazla bağlantı (dandrit ve aksonla) doldurulmalıdır. Yoksa beynin yaşlanması içten bile değildir. Zihinsel aktivite nöronları daima dinç tutar.<br />
1000 km uzunluğundaki bir bilgi işlem ağının ağırlığı 1300-1400 gramdır. Onlar görürler, duyarlar, düşünürler, yaratırlar, hayal ederler, hesap yaparlar, yazarlar, konuşurlar, komuta ederler&#8230; Doğaya, dünyaya meydan okurlar yaptıkları ile.<br />
Bazı türlerdeki nöronlar akıl almaz algı yeteneğine sahiptirler. Örnekler mi? İşte:<br />
Yarasalar<br />
16 cm&#8217;den bir canlının sıcaklığını hissedebilir.<br />
10 fit&#8217;e kadar avının şeklini radar dalgaları ile belirleyebilir.<br />
Arılar<br />
300 nm ile 600 nm arası dalgaboyu ışınları görebilir.<br />
Balarısının gözleri çepeçevre etrafını görebilir.<br />
Kelebekler<br />
Çok uzak mesafelerden kokuları algılayabilir.<br />
Kanatları üzerindeki tüycükler hava basıncındaki değişimleri çok hassas algılar.<br />
Akbaba<br />
Retinasında 1 mm kareye 1 milyon ışık alıcısı düşer.<br />
15 bin fit yükseklikten çok küçük kemirgenleri görebilir.<br />
Kedi<br />
100-60.000 Hertz arası sesleri duyabilir.<br />
İnsanda kokuya duyarlı zar doku 4 cm kare iken kedide 14 cm karedir.<br />
Bukalemun Ve Denizatı<br />
Gözlerini birbirinden bağımsız kullanarak aynı anda 2 doğrultuyu görebilirler.<br />
Beyinleri bambaşka bir görüş algılama sistemine sahiptir.<br />
Yengeç<br />
Kıskaç ve duyargaları su akımını ve suyun vibrasyonunu ölçebilir.<br />
İstakoz<br />
0.1 mikronluk hareketleri bile algılayabilir.<br />
Köpek<br />
Koku algılayıcı doku 150 cm karedir.<br />
40 bin hertze kadar ultrasonik sesleri duyabilir.<br />
Yunuslar<br />
Yarasalar gibi hareket etmek ve cisimlerin yerlerini belirlemek için radar dalgaları kullanılır.<br />
100 bin hertze kadar olan sesleri işitebilir.<br />
Yer solucanı<br />
Vücudu koku alıcıları ile donatılmıştır.<br />
Filler<br />
İnsanın duyamayacağı çok düşük frekanslı sesleri duyabilir. (1- 20 bin Hz.)<br />
Doğan<br />
1.5 km uzaklıktan 10 cm gibi görür.<br />
İguna<br />
Kumlardaki 2 F derecelik ısı değişimini algılayabilir.<br />
Fareler<br />
1000-100.000 hertz arası sesleri duyabilirler. İnsanlar 10-20.000 hertz arası sesleri duyabilir.<br />
Penguen<br />
Düz korneaları su içinde temiz bir görüş sağlar ve elektromanyetik spektrumun morötesi dalgalarını görebilir.<br />
Akrep<br />
Kıskaçlarının üzerindeki özel tüylerle 0.072 km/s lik hava hareketini algılayabilir.<br />
Bunlar hep nöronların marifeti. Tıpkı evler, arabalar, uçaklar, uzay mekikleri, çikolatalar,elbiseler vb. gibi&#8230; Evrende henüz onlar gibisini görmedik ama arayışımızı sürdürüyoruz. Bu nedenle hesapsız paralar harcayarak uzayı tarıyoruz. Bir taraftan da iflas etmiş bilgi işlem sistemlerinin tamiri için milyar dolarlar harcıyoruz. Harcanan miktarlar gerçekten inanılmaz.<br />
Migren 100 milyar $<br />
İşitme Kaybı 56 milyar $<br />
Alzheimer 90 milyar $<br />
Felç 40 milyar $<br />
Epilepsi 3.5 milyar $<br />
Şizofreni 32.5 milyar $<br />
Parkinson 35 milyar $<br />
Multiple Skleroz 2.5 milyar $<br />
Her konuyu ilk olarak düşünen Aristo ile Soktat elbette nöronların elektriksel sinyaller üretebildiklerini bilemezlerdi. Ama 1998&#8242;lerde sinir hücrelerinin uzayda inceleneceğini hayal bile edemezlerdi. Belki bilimsel manada ilk nörolog sayılan Leonardo Da Vinci uçan makine çizimleri göz önüne alınırsa bunu düşünebilirdi. Yılda ortalama 50 milyon kişinin nörolojik sorunlar yaşadığı Amerika bunu düşünmekle kalmadı gerçekleştirdi.<br />
Colombia Uzay Mekiği&#8217;nin geçtiğimiz Nisan&#8217;da yaptığı Neurolab görevi NASA uzay araştırmaları tarihinin en karmaşık deneylerini içeriyordu. 16 gün süresince uzayda sinir sistemi üzerine 26 deney ayrı deney yapıldı. 2000 kadar denek hayvanın uzaya taşındığı bu çalışmalara 7 astronot katıldı. Sadece uçuş 26 trilyona maloldu. Uzaydaki deneylerin sonuçları bu incelenmeye devam ediyor. Beyin hastalıklarının çözümüne uzayda çare aranıyor. Yetkililer hoş bir tesadüfle bir büyük keşfe imza atmak istediklerini belirtiyorlar. Reagan&#8217;ın alzheimer hastası olması bu araştırmaların en önemli başlama nedenlerinden biri. Bill Clinton&#8217;da bu uçuşla özel olarak ilgilenmişti.<br />
NASA&#8217;nın ilgili web sayfasında nöronların meydan okuyuşu ile ilgili şu örnek yer alıyor: &#8220;Bir kadın baş dönmesi, ağrı ve denge kaybı gibi şikayetle doktora gider. Sağ kulakta iç kulak iltihabı vardır. 1 hafta içinde hastanın şikayetlerinin daha da artması beklenirken 1 gün sonra kadının şikayetleri ortadan kalkar. İncelemeler çok ilginç bir gerçeği gösterir. Beyin denge ile ilgili algılamasını tümüyle sağlam kulak üzerine yeniden kurmuştur. Nöronlar arızalı kulak ile ilgili bağlantılarını budamış ve sağlam kulak üzerine yeni bağlantılar geliştirmiştir.&#8221; NASA, uzay uçuşunun, yerçekimsiz ortamın nöronlar üzerine etkisini merak ediyordu ama henüz ciddi bir açıklama yapılmadı.<br />
Evet onlar henüz diğer vücut hücreleri gibi iyileştirilemiyorlar. Bilim bunu henüz mükemmelen başaramadı. Laboratuvarlarda, özel kültür ortamlarında üretimleri başarılsa da hala sinir sistemi rahatsızlıkları bilmin çözümsüzleri listesinde başlarda yer alıyor. Ama ev ödevlerini çok sıkı yapan bilim adamlarının çabalarını görmezden gelemeyiz. Akla hayale gelmeyecek yöntemler geliştirerek nöronları tedavi etmeye ve çoğaltmaya çalışıyorlar. Nasıl mı?<br />
İngiltere&#8217;de domuz beyni hücresi nakliyle iyileştirilen 12 parkinson hastası, polimer kapsüller içindeki bu yeni hücrelerinin salgıladığı dopaminle sağlıklarına kavuştular.<br />
ABD Balimore John Hopkins Üniversite Hastanesi&#8217;nde bozuk ve kanserli beyin hücrelerinin genleri laboratuvar ortamında düzeltiliyor. İyileştirilen hücreler tekrar hastaya şırınga ediliyor.<br />
Prof. Jeffrey Gray başkanlığında çalışan İngiliz bilim adamları, laboratuvar koşullarında çoğaltılan yeni hücrelerin beyne aşılanabileceğini belirterek, bu araştırmanın 3 yıl içinde insanlarda denenebileceğini açıkladı.<br />
Yunus balıklarının çıkardıkları yüksek frekansların beynin az çalışan bölümlerini uyardığı keşfeden bilim adamları otistik çocukları yunuslara emanet ederek tedaviye çalışıyorlar.<br />
Burun ve beyinden alınan sinir hücreleri omiriliğe aşılandı. Denek farelerin 2,3 ay içinde ayaklarını kullanmaya başladıkları görüldü.<br />
Maymun, fare, domuz gibi canlılar üzerinde araştırmaların yoğunlaştığı görülüyor. Bunun yanında nöronların işleyişi ve elektrik potansiyelleri ile ilgili araştırmalarda Elektrikli Yılan Balığı tercih ediliyor. Mürekkepbalığı üzerinde yapılan çalışmalar ise 1963&#8242;te Fizyoloji ve ilaç dalında nobel ödülü kazandırmıştı.Çürkü omurgasızlar üzerinde araştırma yapmak daha kolaydır. Temel olarak sinir sistemleri omurgalılarınkiyle aynıdır. Ancak, daha az komplextir. Daha kolay izole edilip üzerlerinde çalışılabilir.<br />
YENİ TEORİ (Immortal Neurons Project)</p>
<p>Nöronlar embriyonun gelişimi sırasında dakikada 250 bin gibi çok müthiş bir hızla çoğalırken bu evrenin sonunda 10 yıllar boyu neden bir daha bölünememektedir? Bu soruya 2 cevap verilebilir. DNA&#8217;nın biyolojik saati. Herşeyin programını taşıyan DNA kendi biyolojik saatine göre nöronlara bölünme emri veriyor. İkinci olarak da ortam bu hızlı bölünmeyi destekleyecek kimyasal maddelerle dolu. Embriyonu çevreleyen membran (zar) ve sıvı, hücrelerin çoğalması için mükemmel bir rotam sunuyor. Bu nöronlar için olduğu kadar diğer vücut hücreleri için de geçerli. Ama nöronlar ilerleyen yıllarda diğer hücreler gibi bir daha asla bölünemiyor. Bu durumda da yukarıda söylediklerim geçerliliki kazanıyor. Farklı olan şeyler DNA&#8217;nın saati ve içinde bulunulan ortam. Artık bir besleyici plasenta yok. Zaten laboratuvar testleri de embriyo zarları ile oluşturulmuş kültür ortamlarında nöronların gelişebildiğini gösteriyor. Nöronların bölünememe problemine karşı geliştirdikleri çok başarılı bir taktik var. Dandrit ve akson geliştirmek. Yeni uzantılar oluşturarak yitirilen veya görevini yapmayan hücrelerin açığını kapatmak. Böylece düzenin işleyişi korunuyor. Beynin yaşlanmasına karşı da hücreler bu yöntemi kullanıyorlar. Hücre gövdeleri küçülüyor ama hücrenin sahip olduğu dalların sayısı 10 binlere çıkabiliyor.<br />
DNA&#8217;nın saatini ayarlayan ne? Embriyoyu çevreleyen zarın sagıladığı enzimler ve ortamdaki diğer enzimler DNA&#8217;yı uyarabilir. Bu da DNA&#8217;nın bölünme emrini vermesine ve gerekli işlemlerin başlamasına yol açar. Ya da NGF, NT-3 (neurotrophin), trkA (tyrosine kinase receptor) gibi enzimlerin katkısıyla axon ve dandrit gelişimi başlar. (Bu kimysalların yanında elektrik uyarılar da hücrelerin sürgün vermesini sağlayabiliyor. )<br />
Sonuç olarak bölünme veya dandrit üretimi için DNA&#8217;nın biyolojik saatine ve bazı kimyasallara ihtiyacımız var. Peki bunları nereden bulabiliriz? DNA&#8217;yı uyarmak, onu hücrenin inanılmaz hızlarla bölündüğü eski günlerine getirmek için ona o eski ortamı sağlamalıyız. Yani plasenta ortamı, embriyo zarı. Bunlar bulunduğunda hücrenin yeniden büyüdüğünü, bölündüğünü görmek sürpriz olmayacaktır.<br />
Ben bu testlerde denizatlarının kullanılmasından yanayım. Türün hamile kalan erkekleri vücutlarının içinde bir rahme sahip değiller ama hamilelik sırasında kuyrukları üstünde bir dış kese oluşturuyorlar. Bu kese vücudun dışında olmsına rağmen tam bir plasenta taşıyor. İçinde üzüm salkımı gibi sayıları 10-1500 arasında değişen denizatı embriyoları bulunuyor. Ve baba denizatı onlara plasentası ile tam anlamıyla süper babalık yapıyor. Gelişen denizatı embriyoları her türlü ihtiyaçlarını bu plasenteden alıyorlar. Ve tabi beyin hücrelerinin bölünmesi için gerekenleri de. 10-42 gün süren gebelikten sonra memelilerin doğumuna benzer bi şekilde pompalama hareketi ile yavrular dış dünyaya çıkıyorlar. Doğumdan önce kesenin içi deniz suyuna benzer bir hale geliyor. Böylece yavruların dış ortama uyumları kolaylaşıyor. Başlangıçta 0.5-1.5 mm boyutunda yumurtalar 7-11 mm boyuna ulaşmış bebekler olarak doğuyorlar.<br />
Ceninden alınan nöronların bazı hasarlı bölgelere aşılanabildiğini biliyoruz. Öyleyse neden bu canlıların kolay ulaşılabilir plasentalarını denemiyoruz. Bir nöron acaba bu plasenta içinde ne yapar. DNA eski günlerini hatırlayıp hücreye bölünme emri verebilir mi? Ya da yarı geçirgen kapsül içinde domuz nöronlarını beyne aşılayacağımıza neden denizatı embriyolarından nöron aşılalamayı denemiyelim. Belki de sadece plasentanın içindeki enzimler bize yetecektir. Doğa size çözümler sunar. Bugüne kadar bulduğumuz ilaçları, çareleri doğadan bulduk. Bitkilerden, hayvanlardan, türlü canlılardan. Uzaydan çare bulmadık. Unutulmamalı ki; büyük buluşlar her zaman sanıldığından daha basittir. Pratik ve kolay uygulanabilir olursa buluş niteliği taşır. Bozuk DNA&#8217;ları laboratuvarda yeniden düzenleyip tekrar hücreye aşılayabilecek teknolojiye sahipsek neden daha basit teorileri denemiyoruz. Sadece alzheimer hastalığına yılda harcanan miktar 90 milyar dolar iken bu mütevazi projeye neden destek verilmesin?<br />
Denizatlarından yararlanarak ALS hastalığına yakalanmış hastaların motor korteksleri iyileştirilebilir. Kim bilir belki Stephen Hawking&#8217;i bile yürütebiliriz?</p>
<p>UNUTMAYIN BİR BÜYÜK BULUŞ DÜNYAYI ÜLKEMİZE BAĞLAR</p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fhucre-zarinin-kalinligi-yaklasik-kac-kilometredir%2F', 'h%C3%BCcre+zar%C4%B1n%C4%B1n+kal%C4%B1nl%C4%B1%C4%9F%C4%B1+yakla%C5%9F%C4%B1k+ka%C3%A7+kilometredir')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fhucre-zarinin-kalinligi-yaklasik-kac-kilometredir%2F', title: 'h%C3%BCcre+zar%C4%B1n%C4%B1n+kal%C4%B1nl%C4%B1%C4%9F%C4%B1+yakla%C5%9F%C4%B1k+ka%C3%A7+kilometredir' });" title="hücre zarının kalınlığı yaklaşık kaç kilometredir" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucre-zarinin-kalinligi-yaklasik-kac-kilometredir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hücrelerin değişik biçimlerde olmasını ve farklı görevler işlenmesini sağlayan nedir</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucrelerin-degisik-bicimlerde-olmasini-ve-farkli-gorevler-islenmesini-saglayan-nedir/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucrelerin-degisik-bicimlerde-olmasini-ve-farkli-gorevler-islenmesini-saglayan-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 21:16:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerin değişik biçimlerde olmasını ve farklı görevler işlenmesini sağlayan nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=32882</guid>
		<description><![CDATA[hücrelerin değişik biçimlerde olmasını ve farklı görevler işlenmesini sağlayan nedir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hücrelerin değişik biçimlerde olmasını ve farklı görevler işlenmesini sağlayan nedir</p>
<p>Protein sentezi</p>
<p>Sayfa: (1/1)</p>
<p>_fgn_:</p>
<p>Protein sentezi</p>
<p>Ribozom-tRNA bağlanmasıProtein sentezi, hücrenin protein sentezlenmesi için gereken bir biyokimyasal süreçtir. Bu terim bazen sadece protein translasyonu anlamında kullanılsa da transkripsiyon ile başlayıp translasyonla biten çok aşamalı bir süreçtir. Prokaryotlarda ve ökaryotlarda ribozom yapısı ve yardımcı proteinler bakımından farklılık göstermesine karşın, temel mekanizma korunmuştur.</p>
<p>Protein sentezi için aminoasil-tRNA&#8217;ların hazırlanmasında, ya da sentez süresince ATP ve GTP hidrolizi ile yüksek miktarda enerji harcanır. Ayrıca, hücreler ürettikleri enerjinin büyük kısmını protein sentezinde görev alan yapıları oluşturmakta kullanırlar.</p>
<p>Bu sürecin genel hata oranı 10-4 civarındadır (her 10000 amino asitten bir hatalı yerleştirilir). Bazı antibiyotikler protein sentezine müdahale ederek etki gösterirler.</p>
<p>Genetik bilgi akışında sıra protein sentezine geldiğinde mRNA’dan başka tRNA’da devreye girerek ribozomlarda protein sentezi gerçekleşir. mRNA da yer alan kodonların taşıdığı genetik mesaj ribozomlarda adım adım deşifre edilerek uygun amino asitler tRNA vasıtasıyla ribozoma getirilir. Hücre sitoplazmasında 20 çeşit aminoasit tRNA ların bağlanabilecekleri çeşitli bölgeler bulunur ve amino asitlerini bırakan tRNA’lar ribozomlardan ayrılırken polipeptid zinciri de sentezlenmiş olurlar. tRNA’lar üzerinde yer alan nükleotitlere antikodon adı verilir. Örneğin, UUU şeklinde olan bir mRNA zincirine uyan tRNA antikodonunun nükleotid sırası AAA şeklindedir. UUU şeklinde bir kodona da Fenilalanin adlı aminoasitin şifresidir.</p>
<p>Konu başlıkları</p>
<p>1 tRNA Yapısı ve Fonksiyonu</p>
<p>2 Aminoasil-tRNA Sentetaz</p>
<p>3 Ribozomlar</p>
<p>4 Polipeptid Yapımı</p>
<p>5 Transkripsiyon</p>
<p>6 Poliribozomlar</p>
<p>7 Prokaryotik Ve Ökaryotik Hücrelerin Protein Sentezi Farkları</p>
<p>8 Nokta mutasyonu</p>
<p>9 Bir Ökaryotik Hücrede Transkripsiyon Ve Translasyon</p>
<p>tRNA Yapısı ve Fonksiyonu</p>
<p>tRNA yapısıTransfer RNA (kısaca tRNA), translasyon sırasında protein sentezindeki ribozomal bölgedeki büyüyen polipeptid zincirine özel amino asitleri ekleyen küçük bir RNA zinciridir (74-93 nükleotid). Amino asit bağlanması için bölgesi ve tamamlayıcı baz çiftleşmesi ile mRNA üzerindeki üç-baz kodon alanına karşılık gelip antikodon olarak adlandırılan üç-baz alanı vardır. Her tRNA molekül tipi sadece bir tip amino aside bağlanabilir fakat genetik kodun dejenere olması yüzünden &#8211; bu da, aynı amino asidi belirten çoklu kodonları içermesi anlamına gelir &#8211; farklı antikodonları oluşturan birçok tRNA tipi aynı amino asidi taşıyabilir.</p>
<p>Transfer RNA, mRNA’daki kodon dizisini tanımaya aracılık eden, kodonun uygun amino aside translasyonuna izin veren ve Francis Crick tarafından hipotezi kurulan &#8220;adaptör&#8221; molekülüdür. mRNA&#8217;da olduğu gibi tRNA da çekirdekte sentezlenir ve sitoplazmaya taşınır. Yaklaşık 80 nükleotid uzunluğunda tek zincirli bir yapıdadır. Farklı tRNA bölgeleri, hidrojen bağlarıyla birbirlerine bağlanmış haldedirler. tRNA&#8217;nın 3&#8242; ucu ACC nükleotid dizisine sahiptir ve amino asitlerin bağlandığı bölgedir. Antikodonlar 3&#8242;&#8212;&gt;5&#8242; yönündedir. mRNA&#8217;da kodonlar 5&#8242;&#8212;&gt;3&#8242; yönündedir. Örneğin, antikodon baz sırası 3&#8242;-AAG-5&#8242; ise, mRNA’daki kodon 5&#8242;-UUC-3&#8242; biçimindedir. mRNA’daki her bir amino asit kodonuna özgü bir tRNA olsaydı, 61 çeşit tRNA olması gerekirdi. Oysa tRNA çeşidi yaklaşık 45&#8242;tir. Sebebi de, aynı antikodon bölgesine sahip olarak hazırlan tRNA&#8217;ların, verilen amino asitlere uyumlu olarak birden çok kodonu tanıma yeteneğinde oldukları gösterilmiştir. Kodonların 3. pozisyonundaki baz ile onun antikodonundaki eşi olan 1. baz arasında standart olmayan bir baz eşleşmesi veya Wobble özelliği nedeniyle bir tRNA çok sayıda kodonu tanıyabilir. Bu konuda en değişken tRNA, Wobble pozisyonunda inozin (I) bulunduran tRNA&#8217;lardır. İnosin, bir guanin analoğu olup 2. karbon atomunda amino grubu taşımaz. tRNA antikodonu Wobble pozisyonundaki inosin ile başarılı bir şekilde adenin, sitozin veya urasil ile eşleşebilir. Örneğin, tRNA antikodonu CCI olan bir tRNA, GGU, GGC ve GGA şeklindeki mRNA kodonlarına uyup, glisin amino asidini protein sentezine katabilir.</p>
<p>Aminoasil-tRNA Sentetaz</p>
<p>Aminoasil-tRNA Sentetaz</p>
<p>Aminoasil-tRNA yapısı</p>
<p>Kodon-Antikodon eşleşmesinden önce tRNA’nın doğru amino asidi taşıması gerekmektedir. Her bir amino asidi tRNA’ya bağlayan 20 çeşit aminoasil-tRNA sentetaz enzimi vardır. Bu enzimin aktif yüzeylerinden birine önce amino asidin bağlanması gerekir. ATP, AMP’ye dönüşerek amino aside bağlanır ve aktive edilmiş amino asit özgün enzime bağlanır. Daha sonra bu enzime ve amino aside özgü tRNA enzime bağlanır ve amino asitle tRNA arasında bir bağ oluşur. Bu sırada AMP de açığa çıkar. tRNA ile birleşen amino asit, enzimden serbest bırakılarak sitoplazmaya geçer.</p>
<p>Ribozomlar</p>
<p>Ribozom-tRNA bağlanmasıRibozomlar protein sentezinin yapıldığı, mRNA ile tRNA’lar arasındaki bağlantının kurulduğu organellerdir. Büyük ve küçük alt birim olmak üzere sadece protein sentezinde birleşen iki kısımdan oluşur. Protein ve ribosomal RNA’lardan (rRNA) meydana gelmiştir. Ökaryotlarda alt birimler çekirdekçikte sentezlenir. Her bir ribozomda üç bağlanma bölgesi vardır. Polipeptide eklenmek için bekleyen aminoasil-tRNA, A yüzeyinde beklerken, sentezlenen polipeptid P yüzeyinde durur. Yükünü boşaltan tRNA ise ribozomdan çıkmak için E yüzeyine geçer. Bu işlemlerin olabilmesi için mRNA kodonları ile tRNA antikodonları arasındaki eşleşmelerin uygun olarak gerçekleşmesi gerekir. Prokaryot ve ökaryot ribozomları arasında benzerliklerle birlikte bazı farklılıklar da vardır. Prokaryot ribozomları, antibiyotiklerden büyük ölçüde etkilenirler ve protein sentezi bu sayede durmuş olur.</p>
<p>Polipeptid Yapımı  [değiştir]Protein yapımını (Translasyon) üç aşamaya ayırabiliriz. Başlama (Initiation), uzama (Elongation) ve sonlanma (Termination). Bazı protein faktörleriyle birlikte mRNA, tRNA ve ribozomlar translasyon için gereklidir. Enerji ise GTP (Guanosin trifosfat)’den sağlanır.</p>
<p>Ribozom-mRNA birleşmesi ve tRNA oluşumuProtein Sentezinin Başlaması</p>
<p>DNA&#8217;yı kaynak olarak kullanan RNA polimeraz enzimi tarafından üretilen mRNA molekülü, IF proteinlerinin yardımıyla önce ribozomun küçük altbirimine bağlanır. Daha sonra mRNA 5&#8242; ucundan okunmaya başlar. AUG kodonu protein sentezini başlatıcı kodondur. Bu kodona Met-tRNAi (bakterilerde fMet-tRNAf) molekülü bağlanır. Daha sonra büyük alt birim ile küçük alt birim birleşir ve protein sentezi ilerler. Gerekli olan enerji GTP’den sağlanır. Başlatıcı kodona uyan tRNA, ribozomun P bölgesine yerleşerek A bölgesine kodona uygun yeni bir aminoaçi-tRNA gelmesi beklenir.</p>
<p>Polipeptid uzaması</p>
<p>Uzama</p>
<p>Ribozomun A yüzeyine uygun antikodona sahip tRNA gelir ve zayıf hidrojen bağlarıyla kodona bağlanır. Bu sırada 2 molekül GTP harcanır. İkinci basamakta P yüzeyde bulunan polipeptid, A yüzeyine gelen amino asit ile birleşecek biçimde ortama aktarılır. Ribozom, mRNA üzerinde 3&#8242; yönüne doğru hareket ederek A yüzeyinde bulunan tRNA ile birlikte polipeptidi P yüzeyine aktarır. P yüzeyinde bulunan tRNA ise E yüzeyine geçerek ribozomdan uzaklaştırılır. Enerji GTP’den sağlanır. Ribozom, mRNA üzerinde 5&#8242;&#8212;&gt;3&#8242; yönünde hareket eder. Okuma ise kodon seviyesinde gerçekleşir.</p>
<p>Sonlanma</p>
<p>Polipeptidin serbest kalmasıUzama, mRNA üzerinde durma kodonlarına kadar devam eder. A yüzeyine serbest bırakıcı faktörler geldiğinde okuma sonlanır. Bu faktörlerin A yüzeyine gelebilmesi için mRNA’daki kodonun UAG, UAA veya UGA şeklinde olması gerekir. Hidroliz enzimleri yardımıyla P yüzeyinde bulunan polipeptit serbestbırakılır. Böylece protein sentezi sonlanmış olur.</p>
<p>Transkripsiyon</p>
<p>Transkripsiyon için DNA çift sarmalının sadece bir ipliği gereklidir. Bu ipliğe kalıp iplik denir. Transkripsiyon başlatma (initiation) ile başlar. Transkripsiyonun başlangıç noktasını tayin eden RNA polimeraz enzimi DNA üzerinde belirli bir bölgeye bağlanır. Bu bağlanma bölgesine promotor denir. RNA polimeraz promotora bağlandığında, DNA iplikleri açılmaya başlar.</p>
<p>İkinci aşama uzamadır (elongation). RNA polimeraz, kodlamayan kalıp iplik üzerinde dolaşırken bir ribonükleotid polimeri sentezler. RNA polimeraz kodlayıcı ipliği kullanmaz çünkü herhangi bir ipliğin kopyası, kopyalanan ipliğin komplementer baz dizisini üretir.</p>
<p>Polimeraz sonlanma (termination) aşamasına geldiğinde yeni sentezlenen mRNA&#8217;nın sitoplazma ve endoplazmik retikulum dahil birçok hücre bölgesine ulaşması için değişikliğe uğraması gerekmektedir. Yıkılmasını önlemek için mRNA&#8217;ya 5&#8242; cap eklenir. Kalıp olmak ve daha sonra işlenmesini sağlamak için 3&#8242; ucuna bir poly-A kuyruğu eklenir. Ökaryotlardaki hayati önem taşıyan splicing olayı bu aşamada gerçekleşmektedir.</p>
<p>Poliribozomlar</p>
<p>PoliribozomAynı zaman diliminde birçok ribozomun tek bir mRNA’yı okuması, aynı proteinden birçok örneğin yapılmasını sağlar. Bir ribozom mRNA üzerinde ilerlerken, diğer ribozom da mRNA’nın 5&#8242; ucuna eklenip ilerlemeye devam eder. Böyle ribozom zincirleri poliribozomları oluştururlar. Prokaryotik ve ökaryotik hücrelerde bulunabilirler. Böylece kısa zamanda aynı proteinden çok sayıda sentezlenmiş olur. Proteinler sentez edildikten sonra görevlerine göre değişik işlemlerden geçerek görevli oldukları yerlere giderler.</p>
<p>Sinyal Tanıma TanecikleriHücrede ribozomların bir kısmı sitoplazmada serbest halde bulunup sentezledikleri proteini sitoplazmaya verirken, bazı ribozomlar zar sistemlerine (Endoplazmik Retikulum, Golgi, Lizozom) bağlı halde bulunurlar. Ribozomların hepsinde protein sentezi sitoplazmada serbest haldeyken başlar. Sentez ilerlerken ER’ye bağlanma gerçekleşir. Büyüyen polipeptid de sinyal peptid kısmıda (20 amino asit) sentezlenince sitoplazmada bulunan SRP [Signal Recognition Particules] (Sinyal Tanıma Tanecikleri) ile birleşir. Protein sentezi ilerler ve polipeptid ER’ye bağlı kanallardan organelin boşluğuna bırakılır. Böylece sinyal, peptidler yardımıyla hedef proteinler istenen organele iletilmiş olur.</p>
<p>Prokaryotik Ve Ökaryotik Hücrelerin Protein Sentezi Farkları</p>
<p>Polipeptid</p>
<p>Aralarında birçok benzerlik olmasına rağmen prokaryotik ve ökaryotik hücrelerin protein sentezleri arasında bazı farklılıklar da vardır. Prokaryotik ve ökaryotik polimerazlar birbirlerinden farklı olduğu gibi, ribozomlar arasında da farklar vardır. Prokaryotlarda çekirdek zarının olmaması, transkripsiyon ve taranslasyonun aynı anda olmasını sağlar. Ökaryotlarda organellerin gelişmiş olması hedef proteinleri meydana getiren sinyallerin gelişmesine yol açmıştır. Bu sistemler prokaryotlarda bulunmaz.</p>
<p>Nokta mutasyonu</p>
<p>Nokta mutasyon</p>
<p>DNA baz diziliminde nükleotidlerde oluşan değişiklikler nokta mutasyonlarını oluşturur. Üreme hücrelerinde oluşan nokta mutasyonları döllere aktarılır. Örneğin, orak hücre anemisinde hemoglobinin bir polipeptid zincirini sentezleyen geninde bir nokta mutasyonu oluşmuştur. Bu ise tek bir nükleotitte değişme (Kalıp DNA zincirinde), anormal bir proteinin üretilmesine neden olur. Timin yerine adenin girmesi, mRNA’da adenin yerine urasilin gelmesine ve bu da translasyonda valin adlı amino asitin yanlışlıkla proteinin yapısına giripmesi bu hastalığın temelini oluşturur.</p>
<p>Çeşitli mutasyon tipleri vardır. DNA’ya baz ilavesi (insersiyon) ya da çıkarılması (delesyon)en zararlı iki mutasyon tipidir. Kodonların kayma sonucu yanlış okunmasına çerçeve kayması mutasyonu frameshift) denir. Baz çifti eklenmesinde, eğer üçüncü bazda bir değişme meydana gelirse çoğunlukla bir değişme olmaz. Örneğin, GGC yerine GGU olursa gene glisin amino asiti polipepti eklenmiş olur. Diğer yer değiştirmeler ise değişik biçimlerde sonuçlanabilir. Baz eklenmesi ya da çıkması ise değişik amino asitlerin eklenmesini sağladığı gibi, durma kodlarının okunmasına da sebep olabilir. Ultraviyole ışınları, X ışınları gibi iyonize radyasyon, kozmik ışınlar, radyoaktif materyallerin emisyonları gibi yüksek enerjili radyasyon, mutasyonlara neden olur. İyonize radyasyon, basit tek baz değişimlerşne sebep olabilir. Bazı mutajenik kimyasallar, etkilerini doğrudan bir bazı başka bir baza değiştirerek yaparlar. Örneğin, nitroz asidi sitozindeki amino grubunu deamine ederek Urasil oluşturur.</p>
<p>Baz çifti yer değiştirmesi</p>
<p>Baz çifti Eklenmesi ya da çıkarılması</p>
<p>Bir Ökaryotik Hücrede Transkripsiyon Ve Translasyon</p>
<p>Protein sentezi</p>
<p>Gen, bir hücrede bir polipeptidin senntezinden sorumlu olan nükleotidlerden oluşmuş DNA parçasıdır. Bir gen, içinde kodlamayan intron bölgeleri bulundurur. Ayrıca bir gen içinde polipeptid sentezini idare ve kontrol eden promotor ile düzenleyici bölgeleri vardır. Bu bölgeler okunmaz, sadece gen sentezini denetler. Ayrıca genler, rRNA ve diğer RNA çeşitlerinin de sentezinden sorumludur. Yani gen, bir polipeptid ya da RNA sentezinden sorumlu bölge olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Sayfa: (1/1)</p>
<p><a  href="http://209.85.129.132/search?q=cache:iWveEno39YsJ:www.catlax.net/forum/index.php%3Ftopic%3D2980.0%3Bwap+h%C3%BCcrelerin+de%C4%9Fi%C5%9Fik+bi%C3%A7imlerde+olmas%C4%B1n%C4%B1+ve+farkl%C4%B1+g%C3%B6revler+i%C5%9Flenmesini+sa%C4%9Flayan+nedir&#038;cd=1&#038;hl=tr&#038;ct=clnk&#038;gl=tr">kaynak</a></p>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fhucrelerin-degisik-bicimlerde-olmasini-ve-farkli-gorevler-islenmesini-saglayan-nedir%2F', 'h%C3%BCcrelerin+de%C4%9Fi%C5%9Fik+bi%C3%A7imlerde+olmas%C4%B1n%C4%B1+ve+farkl%C4%B1+g%C3%B6revler+i%C5%9Flenmesini+sa%C4%9Flayan+nedir')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fhucrelerin-degisik-bicimlerde-olmasini-ve-farkli-gorevler-islenmesini-saglayan-nedir%2F', title: 'h%C3%BCcrelerin+de%C4%9Fi%C5%9Fik+bi%C3%A7imlerde+olmas%C4%B1n%C4%B1+ve+farkl%C4%B1+g%C3%B6revler+i%C5%9Flenmesini+sa%C4%9Flayan+nedir' });" title="hücrelerin değişik biçimlerde olmasını ve farklı görevler işlenmesini sağlayan nedir" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucrelerin-degisik-bicimlerde-olmasini-ve-farkli-gorevler-islenmesini-saglayan-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hücrede hangi olaylar lizozomlar tarafından kontrol edilir</title>
		<link>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucrede-hangi-olaylar-lizozomlar-tarafindan-kontrol-edilir/</link>
		<comments>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucrede-hangi-olaylar-lizozomlar-tarafindan-kontrol-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 21:03:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yakaza</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik-Kimya-Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hücrede hangi olaylar lizozomlar tarafından kontrol edilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guzelhobiler.com/?p=32880</guid>
		<description><![CDATA[hücrede hangi olaylar lizozomlar tarafından kontrol edilir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="desc" ondblclick="lwdGetActiveText()"><strong>Lizozomlar</strong>, söz konusu hücreye göre sayıları değişen ve herhangi bir  dağılım karakteristiği göstermeden sitoplazmada mevcut bulunan, organizasyonları  çok basit küresel yapılardır. İçinde genellikle aktif olmayan hidrolitik  enzimler bulunduran tek tabakalı bir zardan oluşurlar. Bütün bu enzimlerin ortak  karakteristiği, fosfor asitleri tarafından aktif hâle  geçirilmeleridir.</p>
<p>Bundan başka bütünleri içinde, lipidler hariç bütün  molekül türlerini hidrolize edebilirler. Aslında lizozomlar, hücre içi sindirim  sistemini temsil eder. Özellikle mikroparçacık şeklinde hücre tarafından alınan  madde, hücre zarının bir mekanizması ile (endositoz mekanizması) içeride  depolanır. Böylece zar tarafından çevrilen madde, lizozoma doğru hareket eder ve  onunla kaynaşarak son bulur. Bu şekilde içinde hidrolitik enzimler ve  sindirilecek maddeleri içeren, fagosom zarı ile kaynaşmış lizozom zarıyla  çevrili bir yapı olan fagolizozom zarı ortaya çıkar.</p>
<p>Hidroliz  tamamlandıktan sonra temel yapı maddeleri sitoplazma içine batar. Tamamlayıcı  litik enzimlerin yokluğu nedeniyle hidrolize olmayan molekül parçacıklarının  artması hâlinde bazan kristalimsi ya da kristal şeklinde lizozom içi artıkların  birikmesi söz konusu olabilir. Sindirilecek maddelerin miktarı, lizozomun enzim  gücüne oranla aşırı ise veya bazı enzimlerin genetik kusuru nedeniyle lizozomlar  eksikse ya da hücre içine giren kimyasal madde genetik olarak mevcut enzimler  tarafından desteklenmezse fagolizozomun boyutları önemli ölçülere ulaşabilir ve  uzun bir süre bu şekilde kalabilirler. Bu durumda optik mikroskop ile gözlendiği  zaman sitoplazmada hücrenin vakuol dejenerasyonunu karakterize eden ana öğeler,  tipik vakuoller görülebilir.</p>
<p>Fonksiyonel yönden yüksek bir fagositoz  derecesi ile karakterize olan veya bu konuda uzman olan hücreler, çoğunlukla  fonksiyonel yönden uzmanlaşmış çok yüksek sayıda lizozom oluşturur. Hücre,  üzerinde etki yapan patojen faktörlerin etkisinin azalması nedeniyle, özellikle  &#8220;dönüşü olmayan bir noktayı&#8221; aşan iyonik homeostaza ve enerjetik yönden  düzensizliğe uğradığı zaman, sitoplazma içinde gerçekleşen pH ve iyon  değişiklikleri, lizozom faaliyetine neden olur. Lizozomlar ise, sitoplazmanın  ayrışmasına ve hücrenin kendi kendini sindirimine sebebiyet verir. Bu durumda  hücre çözülür ve dokunun orijinal yapısından geriye hiçbir şey kalmaz.</p></div>
<h2><a  href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Lizozomlar">kaynak</a></h2>
<script type="text/javascript" src="http://cdn.socialtwist.com/2009022110770/script.js"></script><a  class="st-taf" href="http://tellafriend.socialtwist.com:80" onclick="return false;" style="border:0;padding:0;margin:0;"><img alt="SocialTwist Tell-a-Friend" style="border:0;padding:0;margin:0;" src="http://images.socialtwist.com/2009022110770/button.png"onmouseout="hideHoverMap(this)" onmouseover="showHoverMap(this, '2009022110770', 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fhucrede-hangi-olaylar-lizozomlar-tarafindan-kontrol-edilir%2F', 'h%C3%BCcrede+hangi+olaylar+lizozomlar+taraf%C4%B1ndan+kontrol+edilir')" onclick="cw(this, {id:'2009022110770', link: 'http%3A%2F%2Fwww.guzelhobiler.com%2Fodev-indir-yap%2Ffizik-kimya-biyoloji%2Fhucrede-hangi-olaylar-lizozomlar-tarafindan-kontrol-edilir%2F', title: 'h%C3%BCcrede+hangi+olaylar+lizozomlar+taraf%C4%B1ndan+kontrol+edilir' });" title="hücrede hangi olaylar lizozomlar tarafından kontrol edilir" /></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guzelhobiler.com/odev-indir-yap/fizik-kimya-biyoloji/hucrede-hangi-olaylar-lizozomlar-tarafindan-kontrol-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
